the_biggest
03-02-2008, 17:00
Osmanlı deniz korsanlarının XV. yüzyılın sonlarına doğru Akdeniz’de gelişmeye başladığını gördüğümüz faaliyetlerinin ileride gelişecek olan Osmanlı donanmasına önemli bir destek teşkil ettiğini unutmamak gerekir. Nitekim, Osmanlı devlet donanmasının güçlü bir şekilde Akdeniz’de görülmeye başlamasıyla korsan gemileri, devlet donanmasına iltihak etmişler ve böylece güçlerini birleştirmişlerdir. Osmanlı donanmasının sefere çıktığı dönemlerde donanmanın emrinde ve maiyyetinde hareket eden korsan gemileri, diğer zamanlarda bağımsız hareketlerini sürdürmüşlerdir. Bunun en güzel örneklerini oluşturan Kemal Reis ile Barbaros Hayreddin Paşa arasında geçen dönemde yetişen denizcilerin aslında birer korsan olarak denizlerde görülmeye başladıkları ve sonra devlet hizmetinde resmî faaliyet gösterdikleri bilinmektedir.
Akdeniz’deki ilk mücadeleler sırasında korsanlar, ferdî hareket ediyorlardı ve organize değillerdi. Daha sonraki yıllarda fetihler geliştikçe Osmanlı devlet donanması ile birlikte hareket ettiler veya devlet hizmetine girerek Batı Akdeniz’e kadar ulaştılar ve İspanya ile boy ölçüşmeye teşebbüs ettiler.
II. Bayezid’in, Kemal Reis’in ve onun bazı korsan arkadaşlarının kendi hesaplarına akınlar yapmalarını sürekli menetmesini, onun dinî titizliği olarak değil, sırf diplomatik hesaplarının birer delili olarak düşünmek lazımdır. Korsanlar, teşebbüslerinde şeriata uygun olarak hareket ettiklerini hükümdara ait olan ganimet hissesini muntazaman vermek suretiyle gösteriyorlar ve onların bu akınları da II. Bayezid’in herkesçe malum olan dinî bütünlüğünü rahatsız etmiyordu. Böylece de II. Bayezid, deniz politikasına korsanları karıştırmak gibi oldukça kurnaz ve fakat şeriata tamamiyle uygun bir davranışta bulunmuş oluyordu. Resmî Türk donanmasının diplomatik güçlükler yaratmamak için harekete geçmesinin uygun olmadığı yer ve zamanlarda korsanlarını gönderiyor ve onların kendi hesaplarına hareket ettiklerini söylüyordu. Böylece de hem şeriata aykırı hareket etmemiş oluyor ve hem de politik davranıyordu.
1500 yılından sonraki iç meseleler, gelişmekte bulunan Şiî Safevî Devleti ile olan anlaşmazlıklar ve onun Osmanlı toprakları dahilinde yayılmaya başlayan doktrini, II. Bayezid’e daha kuvvetli bir deniz politikası gütmesi için zaman bırakmıyordu. II. Bayezid, Türk donanması için takip ettiği yeni deniz politikası sayesinde, Osmanlı Devleti’nin Doğu Akdeniz’deki hakimiyetinin temellerini atmış bulunmaktadır ki, bu hakimiyet daha sonra Kuzey Afrika’ya kadar uzayacaktır.
Akdeniz’deki ilk mücadeleler sırasında korsanlar, ferdî hareket ediyorlardı ve organize değillerdi. Daha sonraki yıllarda fetihler geliştikçe Osmanlı devlet donanması ile birlikte hareket ettiler veya devlet hizmetine girerek Batı Akdeniz’e kadar ulaştılar ve İspanya ile boy ölçüşmeye teşebbüs ettiler.
II. Bayezid’in, Kemal Reis’in ve onun bazı korsan arkadaşlarının kendi hesaplarına akınlar yapmalarını sürekli menetmesini, onun dinî titizliği olarak değil, sırf diplomatik hesaplarının birer delili olarak düşünmek lazımdır. Korsanlar, teşebbüslerinde şeriata uygun olarak hareket ettiklerini hükümdara ait olan ganimet hissesini muntazaman vermek suretiyle gösteriyorlar ve onların bu akınları da II. Bayezid’in herkesçe malum olan dinî bütünlüğünü rahatsız etmiyordu. Böylece de II. Bayezid, deniz politikasına korsanları karıştırmak gibi oldukça kurnaz ve fakat şeriata tamamiyle uygun bir davranışta bulunmuş oluyordu. Resmî Türk donanmasının diplomatik güçlükler yaratmamak için harekete geçmesinin uygun olmadığı yer ve zamanlarda korsanlarını gönderiyor ve onların kendi hesaplarına hareket ettiklerini söylüyordu. Böylece de hem şeriata aykırı hareket etmemiş oluyor ve hem de politik davranıyordu.
1500 yılından sonraki iç meseleler, gelişmekte bulunan Şiî Safevî Devleti ile olan anlaşmazlıklar ve onun Osmanlı toprakları dahilinde yayılmaya başlayan doktrini, II. Bayezid’e daha kuvvetli bir deniz politikası gütmesi için zaman bırakmıyordu. II. Bayezid, Türk donanması için takip ettiği yeni deniz politikası sayesinde, Osmanlı Devleti’nin Doğu Akdeniz’deki hakimiyetinin temellerini atmış bulunmaktadır ki, bu hakimiyet daha sonra Kuzey Afrika’ya kadar uzayacaktır.