kavanoz
01-25-2008, 16:36
II.Seans
Hiçbir Yerde Yayınlanmamış Hislerimi Açıklıyorum.
Her zamanki gibi dikkatimi çekmemeye çalışarak, Samimiyetimden şüpheli, karanlık çağlardan kalma duygularımı darmadağın edebileceğimi göz ardı etmeden, zor kararlar veriyorum kendime.
Kim bunu başarabilir?
Kendini arayıp da bulmuş olan var mı Dünyada? Diye sorarsam, evet de diyebilirim aldırmaz bir ifade ile. Her şeyi uydurmaya gücü yeter insanoğlunun.
Hücreye tıkılmış bir ruh diyebilirim kendime? Çekirdeğimin çelik kadar sert çeperlerinin ardında bir yerlerde, hiçbir şeye benzemeyen, uçsuz bucaksız bir şey olduğumu iddia edebilirim. Arayıp bulduğumda dokunamayacak kadar uzaklaşabilme özelliğimi engelleyemiyorum ayrıca.
Bir sürü şey uydurabilirim.
Kısaca cennet ve cehennemin sırları gizli bende, varsayımlar çizelgesine göz attığımda, her şey olup bitiyor.
Ah, bu varsayımlar!
Önce suç uydurmalı ardından üstlenmeliyim suçları. Elma hırsızlarının meşum sonunu hazırlayan zaman işkencelerinde itirafa zorlamalıyım kendimi
“ Ehh! Benim işte o, ben çaldım ne olmuş? Çaldım, çaldığımı yedik hep beraber” diyerek işin içinden sıyrılmak yok.
“Henüz tamamlanmamış bir projenin deneklerinden biriyim ben abi, vallahi neler olup bittiğinin farkında değildim, bırakın gideyim” demekle de olmuyor.
Daha fazla günah, daha fazla bedel gerek ödemek için.
Kocaman kara delikler titreşe titreşe evrene açmış ağzını beklerlermiş, ipliğe dönüşüp eğrilecekmişim dokuma tezgâhında zamanın. “Siz cehennemi mumla ararsınız o zaman” diyorlar yani. Korkunç son, sonrasını duymadım, henüz uydurulmadı bir formül.
Savunmam hazır:
Tasarımdan ibaret bir canlıydım ben, hiçbir gerçeğe ulaşmamış demekle yetinmiyorum,
Hayata henüz geçirilmedim de.
Bir deli farz edin, atılmış Dünyaya, kendimi şaşırtmaktan başka kimseye zararım yok. Uyduruk şeylere inanmak benim işim, akıllı saymakta da üstüme yok kendimi
“Hadi canım” diyor gümbür gümbür içimden bir ses.
Bir karış dört parmak ardından bastır, nefes al, nefes al, nefes al…
İstediklerimi yerine getirecek birisi olmalı.
“Aklımı Muhafaza etmesini istemeliyim”
Uğruma akınlar düzenleyip, kan gölüne çevrilen tarihi vahşetlerin içinden canlarını kurtarmış, akıllarını kurtaramamış nesillerin artığı bu genlerle örtüşen aklımı mı?
Hangi aklımı?
Üreme adına bedenime sahiplenilmiş onurlarla taçlandırıldığıma inandığım aklımı mı?
Hak ve hukuk sınırları içinde maddelenmiş, tescilli törenlerle mühürlenmiş namusumla, meşru yollarla acı çekmeğe mahkûm bir yaşama ikna edilen aklımı mı?
Yavrusunu aslanlar yerken seyreden, çaresiz bir anne ceylan gibi davranmayı tavır edinmiş, mutsuzluğuna direnemediği yaşama yavrularını kurtlaştırıp salmaya yarayan aklımın mı muhafazasını istesem.
Hadi, aklımı muhafaza et! Ben de boş boş bakayım gökyüzüne, huzur dolu afyonlanmış bakışlarla, ellerimi açayım, huşu içinde teşekkür edeyim, yaşadığım, görüp şahit olduğum ne varsa, teşekkür etmeliyim…
Kime diyorum bunları ben?
alıntı...
Hiçbir Yerde Yayınlanmamış Hislerimi Açıklıyorum.
Her zamanki gibi dikkatimi çekmemeye çalışarak, Samimiyetimden şüpheli, karanlık çağlardan kalma duygularımı darmadağın edebileceğimi göz ardı etmeden, zor kararlar veriyorum kendime.
Kim bunu başarabilir?
Kendini arayıp da bulmuş olan var mı Dünyada? Diye sorarsam, evet de diyebilirim aldırmaz bir ifade ile. Her şeyi uydurmaya gücü yeter insanoğlunun.
Hücreye tıkılmış bir ruh diyebilirim kendime? Çekirdeğimin çelik kadar sert çeperlerinin ardında bir yerlerde, hiçbir şeye benzemeyen, uçsuz bucaksız bir şey olduğumu iddia edebilirim. Arayıp bulduğumda dokunamayacak kadar uzaklaşabilme özelliğimi engelleyemiyorum ayrıca.
Bir sürü şey uydurabilirim.
Kısaca cennet ve cehennemin sırları gizli bende, varsayımlar çizelgesine göz attığımda, her şey olup bitiyor.
Ah, bu varsayımlar!
Önce suç uydurmalı ardından üstlenmeliyim suçları. Elma hırsızlarının meşum sonunu hazırlayan zaman işkencelerinde itirafa zorlamalıyım kendimi
“ Ehh! Benim işte o, ben çaldım ne olmuş? Çaldım, çaldığımı yedik hep beraber” diyerek işin içinden sıyrılmak yok.
“Henüz tamamlanmamış bir projenin deneklerinden biriyim ben abi, vallahi neler olup bittiğinin farkında değildim, bırakın gideyim” demekle de olmuyor.
Daha fazla günah, daha fazla bedel gerek ödemek için.
Kocaman kara delikler titreşe titreşe evrene açmış ağzını beklerlermiş, ipliğe dönüşüp eğrilecekmişim dokuma tezgâhında zamanın. “Siz cehennemi mumla ararsınız o zaman” diyorlar yani. Korkunç son, sonrasını duymadım, henüz uydurulmadı bir formül.
Savunmam hazır:
Tasarımdan ibaret bir canlıydım ben, hiçbir gerçeğe ulaşmamış demekle yetinmiyorum,
Hayata henüz geçirilmedim de.
Bir deli farz edin, atılmış Dünyaya, kendimi şaşırtmaktan başka kimseye zararım yok. Uyduruk şeylere inanmak benim işim, akıllı saymakta da üstüme yok kendimi
“Hadi canım” diyor gümbür gümbür içimden bir ses.
Bir karış dört parmak ardından bastır, nefes al, nefes al, nefes al…
İstediklerimi yerine getirecek birisi olmalı.
“Aklımı Muhafaza etmesini istemeliyim”
Uğruma akınlar düzenleyip, kan gölüne çevrilen tarihi vahşetlerin içinden canlarını kurtarmış, akıllarını kurtaramamış nesillerin artığı bu genlerle örtüşen aklımı mı?
Hangi aklımı?
Üreme adına bedenime sahiplenilmiş onurlarla taçlandırıldığıma inandığım aklımı mı?
Hak ve hukuk sınırları içinde maddelenmiş, tescilli törenlerle mühürlenmiş namusumla, meşru yollarla acı çekmeğe mahkûm bir yaşama ikna edilen aklımı mı?
Yavrusunu aslanlar yerken seyreden, çaresiz bir anne ceylan gibi davranmayı tavır edinmiş, mutsuzluğuna direnemediği yaşama yavrularını kurtlaştırıp salmaya yarayan aklımın mı muhafazasını istesem.
Hadi, aklımı muhafaza et! Ben de boş boş bakayım gökyüzüne, huzur dolu afyonlanmış bakışlarla, ellerimi açayım, huşu içinde teşekkür edeyim, yaşadığım, görüp şahit olduğum ne varsa, teşekkür etmeliyim…
Kime diyorum bunları ben?
alıntı...