HırçıN_ÇocuK
02-07-2008, 19:15
1. Soru: Hz Peygamber’in doğumuna yeryüzü nasıl hazırlanmıştır?
Cevap: Tarihler, Peygamberimizin doğum gecesi, birtakım harikulade hallerin gerçekleştiğini yazarlar. Bu kapsamda tarihi kaynaklarda Kabe içinde bulunan putların yüzüstü düşüp kırılması, Medayin şehrinde Kisra(İran hükümdarı)nın sarayının sarsılıp on dört sütunun yıkıldığı, Istahrabad şehrinde ateşe tapanların bin yıllık ateşlerinin söndüğü, Sava gölünün kuruyup Semave deresindeki suların taştığı zikredilir.
2. Soru: Kuran’da anlatılan ve Hz Peygamber doğmadan önce vuku bulan fil olayı nedir?
Cevap: Yemen kralı Ebrehe Mekke’nin ticaret üstünlüğünü önlemek ve Yemen’in gelirlerini artırmak için başkent San’a’da Kabe benzeri bir ibadet mekanı yaptırdı ve Yemenlilerin Mekke’ye gitmelerine yasak koydu. Buna karşı çıkılması üzerine içinde büyük bir filin de bulunduğu ordusuyla Mekke’ye Kabe’yi yıkmak için geldi. Mekke’nin dışında sürüler halinde kuşlar tarafından durdurulan Habeşlilerin bu Yemen ordusu büyük bir felakete uğradı. Hz Peygamberin doğumundan 40 gün önce olduğu rivayet edilen ve tarihçilerin “Fil Vak’ası” olarak isimlendirdikleri bu olay Kuran’ı Kerimde Fil suresinde anlatılır.
3. Soru: Hz. Peygamberin doğumu hakkında neler biliyoruz?
Cevap: : Hz. Muhammed (sav), Hicretten 53 yıl evvel 12 Rebiülevvel /17 Haziran 569 Pazartesi veya Hicretten 51 yıl evvel 9 Rebiülevvel /20 Nisan 571 Pazartesi günü doğmuştur. Doğum tarihindeki bu ihtilafın, onun hayatını bütün detaylarıyla inceleyen ashabı tarafından kolaylıkla giderilebilecekken yapılmamış olması İslam’da peygamber dahil olmak üzere hiçbir şahsa kutsiyet verilmemiş olması nedeniyledir.
4. Soru : Hz. Peygamber ilk çocukluk yıllarını nasıl geçirdi?(569-575)
Cevap: Mekke’nin havası ağır olduğu için, ekonomik durumu iyi olan aileler, yeni doğan çocuklarını havası daha güzel yakın köylere gönderirlerdi. Bu gelenek, aynı zamanda çocukların iyi ve fasih bir Arapça öğrenmesini, bozulmamış Arap adeti üzere yetişmesini sağlardı. Peygamberimiz de bu amaçla Sa’doğullarından Halime’nin ailesine verildi. Dört yaşına kadar sütannesi Halime’nin yanında kalan Hz. Peygamber’e ailenin diğer üyeleri, baba Haris, sütkardeşleri Şeyma ve Abdullah eşlik eder.
Hz. Peygamber dört yaş civarlarında sütanneden ayrılarak annesi Amine’nin yanına getirilir. Mekke’de hayatına devam eden Hz. Peygamber, altı yaşında babasının kabri ve akrabalarını ziyaret gayesiyle annesi ve yardımcıları Ümmü Eymen’in refakatinde Mediye götürülür. Medine ziyaretlerini tamamlayıp Mekke’ye dönerlerken, yolda annesi Amine hastalanır ve Ebva köyünde vefat eder. Bunun üzerine dadısı Ümmü Seleme tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdulmuttalib’e teslim edilir.
5. Soru : Annesinin vefatından sonra Hz. Peygamber kimin yanında kalmıştır? (577)
Cevap: Henüz altı yaşında annesini de kaybeden Hz. Peygamber artık dedesinin yanına yerleşir. Dedesi Abdulmuttalib büyük bir sevgi ve muhabbetle iki yıl torununa bakar ama ne yazık ki onun da ömrü vefa etmez. On erkek çocuğu olan Abdülmuttalip Hz. Peygamberin bakımını üstlenmek üzere, geliri az olmasına rağmen çocukları çok seven Ebu Talib’i uygun görür. Bu tercihte Ebu Talib ile Peygamberimizin babası Abdullah’ın ana-baba bir kardeş olmalarının da etkisi vardır. Ebu Talib’in de kabul etmesiyle Hz. Peygamber artık amcasının yanına yerleşir ve evleninceye kadar burada kalır.
6. Soru : Hz. Peygamber amcasının yanında hangi önemli olayları yaşamıştır? (578)
Cevap: Dedesinin vefatında sekiz yaşında olan Hz. Peygamber amcasının yanında büyür. Amcasıyla birlikte hayatı öğrenmeye başlar. Hemen hemen gittiği her yere amcası onu da götürür. Evlenene kadar Ebu Talib’in yanında kalan Hz. Peygamber çobanlık yaptığı gibi amcasıyla birlikte ticari faaliyetlerde de bulunmuştur. Amcası ile yaptığı Suriye seyahati bunlardan biridir. Ticaretle uğraşan amca Suriye’ye kervan götürecektir. Hz. Peygamber de amcasına refakat etmek istediğini söyler. Böylece Hz. Peygamberin Arabistan haricine yaptığı ilk ziyaret gerçekleşir.
7. Soru: Ficar Savaşı ve Hz. Peygamber (589)
Cevap: Sadece ticaretle hayatiyetini sağlayan Mekke kentinin ileri gelenleri, ticaret hayatını engelleyecek, aksatacak olaylara fırsat vermez ve bunun için gerekli tedbirleri alırlardı. Ticaret kervanlarının güvenli bir şekilde Mekke’ye gelmesi ve satış yapması için Araplar, bir adet olarak ‘Sulh ayları’ müessesesini geliştirmişlerdi. Kuran-ı Kerim’de de onaylanan Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep ayları can ve mal güvenliğinin olduğu, kan dökülmesinin yasaklandığı haram aylardır. Bu ayların masumiyetinin bozulduğu savaşlara Ficar/mukaddesata tecavüz harbi denilir. Hz. peygamber gençlik döneminde Mekke de, böyle bir savaşa katılmış ve her dönemde haksızlığın, tecavüzün karşısında olduğunu göstermiştir.
8. Soru: Hılf’ül Fudul ne demektir? Hz. Peygamber nasıl yer almıştır?
Cevap: Dört yıl süren Ficar savaşlarında Mekke’nin güvenli ortamı bozulur ve çok fazla kan dökülür. Haksızlığı gidermek, güvenli ortamı gerçekleştirmek, zayıfların haklarını korumak…vs için Mekke ileri gelenleri Hılf-ul Fudül/Faziletlilerin Yemini anlamına gelen teşkilatı kurarlar. Hz. Peygamber’de bu teşkilatta yer ve görev alır. Bu dönemde hz Peygamber 20 yaşındadır.
9. Soru : Hz. Peygamber’in iş hayatı nasıldır? (594)
Cevap: Hz. Peygamber artık olgunluk yaşına gelmiş, ticareti öğrenmiş ve bütün Mekkelilerin güvenini kazanmıştır.. Bir çok Mekkeli tüccar onunla çalışmak, kervanını ona teslim etmek istemektedir. Bu dönemde Hz peygamber Hz. Hatice’ye ait ticaret kervanının başına geçer. Kervan Busra’ya gidecektir. Bu, Hz. Peygamberin amcasından ayrı tek başına gerçekleştirdiği ilk kervan ticaretidir. Böylece hz Peygamber, artık kendi geçimini kazanmaya başlamış ve geleceğe yönelik olarak da, bir evin sorumluluğunu alacak donanıma sahip olduğunu göstermiş olur.
10. Soru: Hz peygamber Hz. Hatice’yle ne zaman ve nasıl evlenmiştir? (594)
Cevap: Ticaret hayatını iyice öğrenen, başında bulunduğu kervanlar iyi kâr getiren Hz. Peygamber artık Mekke’de aranan bir iş ortağı olur. Mekke eşrafından olan ve kervanlarının başına dürüst, güvenilir bir insan arayan Hz Hatice için Hz. Peygamber istenilen özelliklere sahip hemen hemen tek kişidir. Birkaç sefer Hz Hatice’nin kervanlarını götüren Hz Peygamber, eş adayı olarak da Hz Hatice’nin dikkatini çeker. Hz. Hatice, araya uygun aracılar koyarak evlilik teklifinde bulunur. Hz Peygamber Hz Hatice’nin bu talebini kabul eder ve evlenirler. Bu sırada hz. peygamber 25, Hz Hatice ise 35-40 yaşlarındadır. 25 sene mutlu bir beraberliği gerçekleştirerek örnek olan Hz. Peygamberin dördü kız, ikisi erkek altı çocuğu olur. Çocuklarının isimleri Kasım, Abdullah, Zeynep, Fatma, Rukiye, Ümmügülsüm’dür.
11. Soru: Hz. Peygamberin Kabe Hakemliği nedir ve nasıl olmuştur? (605)
Cevap: Zamanla ciddi aşınma tehlikesi geçiren Kabe’nin onarıma ihtiyacı vardır. Mekke ileri gelenleri bir araya gelip onarım kararı alırlar. Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından atılan temellerine kadar inilerek tamire başlanır. Duvarların bir kısmı örülüp sıra Hacer’ul Esved taşının yerine konulmasına gelince kabileler arasında tartışma çıkar. Her kabile, taşı yerine kendisi koymak ister. Bu probleme çözüm aranırken inşaat durma noktasına gelir. Tartışma büyür. Kan dökülmesinden korkulan aşamada Kabe’ye ilk girecek kişinin bu meselenin çözümü için hakemlik yapması teklif edilir. Heyecanla dışarıdan gelecek kişi beklenir. Hz Peygamber’in Kabe’ye doğru gelen ilk kişi olması herkesi çok sevindirir. Çünkü Hz peygamber Mekkelilerin teveccühünü kazanmış, sevilen, dürüst ve adil bir kişidir. Hz Peygamber’e bu durum açıklandığında hemen hırkasını çıkarır Hacer’ül- esved’i ortasına koyar ve dört ucunu da kabilelerden bir kişiye tutturarak Kabe’nin yanına getirtir. Burada hırkasından taşı alır ve kendi elleriyle yerine koyar. İşte Hz Peygamber’in Kabe hakemliği bu şekilde gerçekleşir.
12. Soru: Vahiy nedir ve ne zaman gelmeye başlamıştır? (610)
Cevap: Vahiy; Allah Teala’nın insanlar için gerekli gördüğü bilgileri peygamberlerine iletme yoludur. Bu iletme işi vahiy meleği Cebrail (as) tarafından yapılır. Vahyin Cebrail (as) vasıtasıyla Hz Peygamber’e gelmesine nuzül, gelen ayete de nazil olunan denilir. Vahiy bilgileri genel anlamda iman esasları, ibadetler ve ahlaktan oluşur.
Hz. Peygamber vahiy öncesinde özellikle ilk altı ay sadık rüyalar görmüştür. Bu süreçte Hz. Peygamber evinden ve toplumdan zaman zaman ayrı kalıp Hira mağarasında, alem, insan, insanlık ve yaşanan bozulmalar hakkında tefekküre yani derin düşüncelere dalar, kurtuluş yollarını bulmaya gayret ederdi. Bütün bunlarla Hz. Peygamber bir anlamda vahye hazırlanmıştır diyebiliriz. Ve Miladi 610 tarihinde ilk vahiy Mekke’de Hira mağarasında yine Hz. Peygamber tefekkür ederken gelir. Gelen ilk vahiy Alak Suresinin ilk beş ayetidir. Bu esnada Hz. Peygamber kırk yaşındadır.
13. Soru: Vahiy Sürecinin ilk safhaları nasıl gelişmiştir? (613)
Cevap: Vahyin ilk safhaları; Hz Peygamber ve ailesinin olayı anlama, anlamlandırma ve olgunlaşması şeklinde gelişmiştir diyebiliriz. Bu süreç yaklaşık üç yıl sürmüştür.
Vahyin gelmesiyle büyük bir heyecan ve korkuya kapılan Hz. Peygamber hemen evine gelir ve eşi Hz Hatice’ye başına gelenleri anlatır. O da öncelikle yaşanan gerginlik ve gerilimin sağlıklı olarak atlatılmasına yardımcı olur. Eşine “Korkma! Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini göremeyen insanların işlerini üzerine alırsın, yoksula verirsin, misafirini ağırlarsın, felakete uğrayanların yardımına koşarsın” diyen Hz. Hatice bu davranışıyla yakın ilişkisindeki incelik ve önceliğin de güzel bir örneğini verir diyebiliriz.
Hz. Peygamber sakinleştikten sonra da onu Tevrat ve İncil’i bilen bir alim olan akrabası ve yakın dostu Varaka b Nevfel’e götürür. Varaka Tevrat ve İncil’de olan bilgilere dayanarak Hz. Muhammed’(sav)e peygamber olduğunu açıklar ve diğer peygamberlerin yaşadıklarından yola çıkarak halkının kendisini yalanlayacaklarını, yurdundan çıkaracaklarını, savaşacaklarını haber verir. Hatta “keşke genç olup sana yardım etseydim” diye hayıflanır.
14. Soru: İlk Müslümanlar kimlerdir? (613)
Cevap: İlk vahiyle birlikte Hz. Peygamber’in hayatında ‘peygamberlik dönemi’ başlar. Artık sadece iyi bir insan, eş, dost değil aynı zamanda insanlığı bilgilendirmek ve uyarmak için görevlendirilen “Son Peygamber”dir. Vahyin ilk gerilimlerini atlattıktan ve biraz alıştıktan sonra Cebrail (as)’ı kendi suretinde görünce yine büyük bir telaşa kapılarak evine gelip örtüye bürünür. Olayın akabinde gelen ‘Ey örtüsüne bürünüp sarınan! Kalk da (insanları) uyar’ (Müddessir 1,2) ayetiyle artık tebliğ görevi başlar.
Hz. Hatice’ye durumu söyleyip, ben kimi davet edeyim, beni kim tasdik eder dediğinde; “Ey Allah’ın Elçisi! Seni ben tasdik ederim; herkesten önce bu dine beni çağır” cevabını alır. Bu cevapla Hz. Hatice ilk Müslümanlardan olma şerefini de kazanır. Hz. Peygamber Hz Hatice’ye hemen Cebrail (as)’ın kendisine öğrettiği şekilde abdest almayı öğretir ve kendisi imam olup namaz kıldırır. Daha sonra da en yakınında bulunan arkadaşı Hz. Ebu Bekir, azadlısı Zeyd b. Harise, çocuklardan da yeğeni Hz. Ali müslüman olur. Hz. Peygamber’in çocukları olan Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm de ilk müslümanlardandır. Bu süreçte İslam’a davet ilk üç yıl gizli olarak yapılır.
15. Soru: İslam’a açıktan davet ne zaman ve nasıl başlamıştır? (613)
Cevap: Vahiy Hz. Peygamber’in yaşam tarzını tamamen değiştirir. Adeta yaşadıkları vahiy süzgecinden geçerek belirlenir. Nitekim vahyin ikinci safhası da bu şekilde gerçekleşir. ‘Ve Sen en yakın hısımlarını inzar et’ (26/214) ayetiyle davetin gizlilik süresi biter. Ve ilk olarak akrabalardan başlamak üzere açıktan yapılır. Hz. Peygamber akrabalarına bu daveti nasıl yapacağını, yöntemini uzun uzun düşünür. Bir yemek daveti vermek suretiyle bütün akrabalarını bir araya getirmeye ve sonunda konuşma yapmaya karar verir. Nitekim verdiği davete bütün akrabaları gelir ve sonunda yaptığı konuşmada; önce Kureyş’in kendisi hakkındaki kanaatlerini pekiştirmek amacıyla; “Ey Kureyşliler! Size şu dağın arkasında düşman atlıları var, baskın yapacaklar desem inanır mısınız” diye sorar. Kureyşliler hep birlikte; “elbette inanırız, çünkü şimdiye kadar senin yalan söylediğini hiç görmedik” diye cevap verirler. Bunun üzerine Hz. Peygamber; “O halde ben size, önünüzde şiddetli bir azap gününün bulunduğunu; Allah’a inanıp O’na kulluk etmeyenlerin, o büyük azaba uğrayacaklarını haber veriyorum” diyerek hem Peygamber olduğunu açıklar hem de onları İslam’a çağırır. Bu davete amcası Ebu Leheb dışında sert bir tepki veren yakını olmaz. Zaten Hz. Peygamber’e sürekli karşı çıkan, kötülükte bulunan, lanet okuyan tek amcası Ebu Leheb’tir ve kendisi de Tebbet Suresiyle lanetlenir.
16. Soru: Davetin açıktan yapılması hem Hz. Peygamber’in hayatında hem de Mekke’de ne gibi sonuçlara yol açmıştır? (614)
Cevap: Davetin açıktan yapılması önce Mekkelilerin sonra da yakın halkadan başlayarak bütün insanlığın Allah’ın mesajlarından haberdar edilmesi demektir. Bu durum aynı zamanda bir yığın zorluk ve fedakarlıklara göğüs germek demektir. Önce Mekke’de yaşananları gözden geçirelim:
Müşrikler artık Mekke’de, tek Allah’a ve Hz Peygamber’e inanan müslümanlardan haberdar olurlar. Onlara engel olmak, çoğalmalarını önlemek kararı alırlar. Önce Hz Peygamber’in toplum içindeki olumlu imaj ve itibarını bozacak yöntemleri denerler. ‘Hasta, mecnun…vs gibi rencide edici sıfatlar, lakaplar takarlar. Sonra da zayıf müslümanlara, kölelere türlü türlü işkenceler uygularlar. Bizzat amcası Ebu Talip’e baskı uygulayıp, yeğenine engel olmasını yoksa öldüreceklerini söylerler. Baskılara dayanamayan Ebu Talip Kureyş’in teklifini ve tehdidini Hz Peygamber’e söylediğinde O (sav) ; ‘Allah’a yemin ederim ki, bir elime ayı, bir elime güneşi verseler ben bu görevimden dönmem” cevabını verir. Hz. Peygamber’in samimiyetini ve doğruluğunu iyi bilen Ebu Talip; ‘İstediğini yap seni asla Kureyş’e teslim etmeyiz’ diye karşılık verir.
Bu süreçte müşriklerin Mekkeli müslümanlara işkenceleri de had safhadadır. Ammar, babası Yasir, annesi Sümeyye, Bilal b. Habeşi, Habbab b. Eret bu işkencelere maruz kalan görece zayıf müslümanlardan bir kaçıdır sadece. Nitekim işkencelere dayanamayan Ammar’ın anne-babası ölür ve ilk İslam şehitleri olarak tarihe geçerler. Müşriklerin baskısı, işkencesi Müslümanların sayısını azaltmaz bilakis çoğaltır. Bu süreçte Hz Ömer ve Peygamberimizin amcası Hz Hamza da müslümanların safına geçer. Hz Ömer’in müslüman olmasıyla Müslümanlar ilk defa Kabe’de namaz kılarlar.
Müslümanların hayatta kalmak ve dinlerini yaşamak uğruna daha bir çok fedakarlıklar yapmaları gerekir. Bunun içinde dinleri uğruna yurtlarını terk etmek, yani hicret de vardır.
17. Soru: Mekke öneminde ilk Hicret ne zaman ve neden olmuştur? (615-616)
Cevap: Açıktan davetle birlikte müslüman olanların sayısı gittikçe artarken bu durumdan hoşnut olmayan Mekke müşrikleri de işkencelerini gittikçe artırırlar. Müslümanların can güvenliği için, Hz. Peygamber de, daha emin bir ülke olan Habeşistan’a hicret etmelerine karar verir. İlk olarak 15 kişiden oluşan bir grup Hıristiyan Necaşi’nin idaresindeki Habeşistan’a hicret eder. Habeşistan’dan alınan olumlu haberler üzerine birkaç ay sonra 108 kişilik ikinci kafile de yola çıkar. Ne var ki müşrikler bu durumdan da rahatsız olurlar ve Necaşi’ye müslümanları şikayet edip ülkesinden çıkarmasını tavsiye ederler. müslümanlardan İslam’ın ne olduğunu, emirlerini öğrenen Necaşi müslümanları Kureyş’e vermeyerek himayeye devam eder.
18. Soru: Bu süreçte Mekke’deki müslümanlar nasıl yaşamaktadırlar? (619)
Cevap: Müslümanların bir kısmı Mekke’de yaşamakta ve türlü işkencelere maruz kalmaktadırlar. Müşriklerin onlara yaptığı baskının şiddetini anlayabilmek için bir örnek vermek gerekirse; Mekke ileri gelenlerinden olan Hz. Ebu Bekir’in bile dayanamayıp Habeşistan’a hicrete karar vermesi yeterlidir. Allah’a şükür ki Hz Peygamber’i yalnız bırakmamak için yarı yoldan geri döner.
Bu arada Necaşi’ye söz dinletemeyen müşrikler Mekke’ye geri dönüp müslümanlara baskıya devam etmek için yeni kararlar alırlar. Ve müslümanlarla bütün ilişkiler yasaklanır. Sosyal, ticari, insani, her çeşit ilişkinin; evlenmek hatta konuşmanın bile yasaklandığı bir vesikaya yazılarak Kabe’nin duvarına asılır. Bir nevi boykot, ambargo diyeceğimiz bu yöntemle müslümanlar Mekke’de bir mahallede tecrit edilirler. Hemen hemen üç yıl süren boykot müslümanları çok etkiler. Hz. Peygamber bile açlıktan karnına taş bağlar, müslümanlar ağaç kabuğu dahi yerler. Bu arada müslümanların üç yıl gibi çok uzun bir süre geçtiği halde boykot’a direndiğini gören vefalı Mekkeliler artık ambargonun kalkması gerektiğine kanaat getirirler. Ebu Cehil’in bütün karşı çıkmalarına rağmen ambargoya son verirler. Bu arada Hz. peygamber İslam’ı anlatma görevini boykot sürecinde de, sulh aylarında ticaret için Mekke’ye gelen yabancılara yapar.
19. Soru: Hüzün yılı nedir ve bu dönemde neler yaşanmıştır? (620)
Cevap: Boykotun sona ermesine sevinen ve biraz rahatlayan müslümanları şimdi de bir başka üzüntü beklemektedir. Hayat, her canlının bir gün dünyayı terk etmesi üzerine bina olmuştur. Vadesi gelen dünyayı terk edecektir. Ve Hz. Peygamber’i 8 yaşından beri himaye eden, onu yetiştiren, evlendiren, müşriklerin bütün baskılarına rağmen yanında yer alan merhamet ve şefkat sahibi amcası Ebu Talip vefat eder. Hz Peygamber daha amcası Ebu Talip’in acısını atlatmaya çalışırken, yaşadığı bütün zorluklarda yanında olan eşi, can yoldaşı, Hz Hatice’nin vefatıyla karşılaşır. Hem Hz Peygamber hem de bütün müslümanlar bu dönemi ‘hüzün yılı’ olarak isimlendirirler.
20. Soru: Hz. Peygamberin Taif yolculuğu nasıl yaşanmıştır? (620)
Hz Hatice ve Ebu Talip’in vefatları Hz Peygamber’i hem üzmüş hem de güçlü hamilerini kaybetmesine neden olmuştur. Böylece Mekke müşrikleri baskılarını daha da artırır. Bunun üzerine Hz. Peygamber hem biraz dinlenmek hem de daveti Mekke dışına taşımak için Taif’e gider. Mekke’ye 85 km olan Taif’e varınca ileri gelenleri toplar ve onları İslam’a davet eder. Bu davet zaten Mekke müşriklerinden çekinen Taiflileri iyice kızdırır. Hz. Peygamber’e şiddetle karşı çıkar hatta çoluk çocuğa taşlatırlar. Hz. Peygamberle birlikte olan Zeyd b Harise kafasından yaralanır ve Taif dışında bir bağa saklanmak zorunda kalırlar. Orada kendilerine bir köle yardım eder, ikramda bulunur. Hz. Peygamber bu zor anında bile davetten uzak durmaz ve Addas adındaki köleye İslam’ı anlattığında köle müslüman olur.
Taiflilerin muamelesi Hz. Peygamber’i çok üzdüğü halde onlar için Allah’a; ‘onların soyundan Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan, yalnız O’na ibadet eden bir nesil çıkar’ diye dua eder ve Mekke’ye döner.
Cevap: Tarihler, Peygamberimizin doğum gecesi, birtakım harikulade hallerin gerçekleştiğini yazarlar. Bu kapsamda tarihi kaynaklarda Kabe içinde bulunan putların yüzüstü düşüp kırılması, Medayin şehrinde Kisra(İran hükümdarı)nın sarayının sarsılıp on dört sütunun yıkıldığı, Istahrabad şehrinde ateşe tapanların bin yıllık ateşlerinin söndüğü, Sava gölünün kuruyup Semave deresindeki suların taştığı zikredilir.
2. Soru: Kuran’da anlatılan ve Hz Peygamber doğmadan önce vuku bulan fil olayı nedir?
Cevap: Yemen kralı Ebrehe Mekke’nin ticaret üstünlüğünü önlemek ve Yemen’in gelirlerini artırmak için başkent San’a’da Kabe benzeri bir ibadet mekanı yaptırdı ve Yemenlilerin Mekke’ye gitmelerine yasak koydu. Buna karşı çıkılması üzerine içinde büyük bir filin de bulunduğu ordusuyla Mekke’ye Kabe’yi yıkmak için geldi. Mekke’nin dışında sürüler halinde kuşlar tarafından durdurulan Habeşlilerin bu Yemen ordusu büyük bir felakete uğradı. Hz Peygamberin doğumundan 40 gün önce olduğu rivayet edilen ve tarihçilerin “Fil Vak’ası” olarak isimlendirdikleri bu olay Kuran’ı Kerimde Fil suresinde anlatılır.
3. Soru: Hz. Peygamberin doğumu hakkında neler biliyoruz?
Cevap: : Hz. Muhammed (sav), Hicretten 53 yıl evvel 12 Rebiülevvel /17 Haziran 569 Pazartesi veya Hicretten 51 yıl evvel 9 Rebiülevvel /20 Nisan 571 Pazartesi günü doğmuştur. Doğum tarihindeki bu ihtilafın, onun hayatını bütün detaylarıyla inceleyen ashabı tarafından kolaylıkla giderilebilecekken yapılmamış olması İslam’da peygamber dahil olmak üzere hiçbir şahsa kutsiyet verilmemiş olması nedeniyledir.
4. Soru : Hz. Peygamber ilk çocukluk yıllarını nasıl geçirdi?(569-575)
Cevap: Mekke’nin havası ağır olduğu için, ekonomik durumu iyi olan aileler, yeni doğan çocuklarını havası daha güzel yakın köylere gönderirlerdi. Bu gelenek, aynı zamanda çocukların iyi ve fasih bir Arapça öğrenmesini, bozulmamış Arap adeti üzere yetişmesini sağlardı. Peygamberimiz de bu amaçla Sa’doğullarından Halime’nin ailesine verildi. Dört yaşına kadar sütannesi Halime’nin yanında kalan Hz. Peygamber’e ailenin diğer üyeleri, baba Haris, sütkardeşleri Şeyma ve Abdullah eşlik eder.
Hz. Peygamber dört yaş civarlarında sütanneden ayrılarak annesi Amine’nin yanına getirilir. Mekke’de hayatına devam eden Hz. Peygamber, altı yaşında babasının kabri ve akrabalarını ziyaret gayesiyle annesi ve yardımcıları Ümmü Eymen’in refakatinde Mediye götürülür. Medine ziyaretlerini tamamlayıp Mekke’ye dönerlerken, yolda annesi Amine hastalanır ve Ebva köyünde vefat eder. Bunun üzerine dadısı Ümmü Seleme tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdulmuttalib’e teslim edilir.
5. Soru : Annesinin vefatından sonra Hz. Peygamber kimin yanında kalmıştır? (577)
Cevap: Henüz altı yaşında annesini de kaybeden Hz. Peygamber artık dedesinin yanına yerleşir. Dedesi Abdulmuttalib büyük bir sevgi ve muhabbetle iki yıl torununa bakar ama ne yazık ki onun da ömrü vefa etmez. On erkek çocuğu olan Abdülmuttalip Hz. Peygamberin bakımını üstlenmek üzere, geliri az olmasına rağmen çocukları çok seven Ebu Talib’i uygun görür. Bu tercihte Ebu Talib ile Peygamberimizin babası Abdullah’ın ana-baba bir kardeş olmalarının da etkisi vardır. Ebu Talib’in de kabul etmesiyle Hz. Peygamber artık amcasının yanına yerleşir ve evleninceye kadar burada kalır.
6. Soru : Hz. Peygamber amcasının yanında hangi önemli olayları yaşamıştır? (578)
Cevap: Dedesinin vefatında sekiz yaşında olan Hz. Peygamber amcasının yanında büyür. Amcasıyla birlikte hayatı öğrenmeye başlar. Hemen hemen gittiği her yere amcası onu da götürür. Evlenene kadar Ebu Talib’in yanında kalan Hz. Peygamber çobanlık yaptığı gibi amcasıyla birlikte ticari faaliyetlerde de bulunmuştur. Amcası ile yaptığı Suriye seyahati bunlardan biridir. Ticaretle uğraşan amca Suriye’ye kervan götürecektir. Hz. Peygamber de amcasına refakat etmek istediğini söyler. Böylece Hz. Peygamberin Arabistan haricine yaptığı ilk ziyaret gerçekleşir.
7. Soru: Ficar Savaşı ve Hz. Peygamber (589)
Cevap: Sadece ticaretle hayatiyetini sağlayan Mekke kentinin ileri gelenleri, ticaret hayatını engelleyecek, aksatacak olaylara fırsat vermez ve bunun için gerekli tedbirleri alırlardı. Ticaret kervanlarının güvenli bir şekilde Mekke’ye gelmesi ve satış yapması için Araplar, bir adet olarak ‘Sulh ayları’ müessesesini geliştirmişlerdi. Kuran-ı Kerim’de de onaylanan Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep ayları can ve mal güvenliğinin olduğu, kan dökülmesinin yasaklandığı haram aylardır. Bu ayların masumiyetinin bozulduğu savaşlara Ficar/mukaddesata tecavüz harbi denilir. Hz. peygamber gençlik döneminde Mekke de, böyle bir savaşa katılmış ve her dönemde haksızlığın, tecavüzün karşısında olduğunu göstermiştir.
8. Soru: Hılf’ül Fudul ne demektir? Hz. Peygamber nasıl yer almıştır?
Cevap: Dört yıl süren Ficar savaşlarında Mekke’nin güvenli ortamı bozulur ve çok fazla kan dökülür. Haksızlığı gidermek, güvenli ortamı gerçekleştirmek, zayıfların haklarını korumak…vs için Mekke ileri gelenleri Hılf-ul Fudül/Faziletlilerin Yemini anlamına gelen teşkilatı kurarlar. Hz. Peygamber’de bu teşkilatta yer ve görev alır. Bu dönemde hz Peygamber 20 yaşındadır.
9. Soru : Hz. Peygamber’in iş hayatı nasıldır? (594)
Cevap: Hz. Peygamber artık olgunluk yaşına gelmiş, ticareti öğrenmiş ve bütün Mekkelilerin güvenini kazanmıştır.. Bir çok Mekkeli tüccar onunla çalışmak, kervanını ona teslim etmek istemektedir. Bu dönemde Hz peygamber Hz. Hatice’ye ait ticaret kervanının başına geçer. Kervan Busra’ya gidecektir. Bu, Hz. Peygamberin amcasından ayrı tek başına gerçekleştirdiği ilk kervan ticaretidir. Böylece hz Peygamber, artık kendi geçimini kazanmaya başlamış ve geleceğe yönelik olarak da, bir evin sorumluluğunu alacak donanıma sahip olduğunu göstermiş olur.
10. Soru: Hz peygamber Hz. Hatice’yle ne zaman ve nasıl evlenmiştir? (594)
Cevap: Ticaret hayatını iyice öğrenen, başında bulunduğu kervanlar iyi kâr getiren Hz. Peygamber artık Mekke’de aranan bir iş ortağı olur. Mekke eşrafından olan ve kervanlarının başına dürüst, güvenilir bir insan arayan Hz Hatice için Hz. Peygamber istenilen özelliklere sahip hemen hemen tek kişidir. Birkaç sefer Hz Hatice’nin kervanlarını götüren Hz Peygamber, eş adayı olarak da Hz Hatice’nin dikkatini çeker. Hz. Hatice, araya uygun aracılar koyarak evlilik teklifinde bulunur. Hz Peygamber Hz Hatice’nin bu talebini kabul eder ve evlenirler. Bu sırada hz. peygamber 25, Hz Hatice ise 35-40 yaşlarındadır. 25 sene mutlu bir beraberliği gerçekleştirerek örnek olan Hz. Peygamberin dördü kız, ikisi erkek altı çocuğu olur. Çocuklarının isimleri Kasım, Abdullah, Zeynep, Fatma, Rukiye, Ümmügülsüm’dür.
11. Soru: Hz. Peygamberin Kabe Hakemliği nedir ve nasıl olmuştur? (605)
Cevap: Zamanla ciddi aşınma tehlikesi geçiren Kabe’nin onarıma ihtiyacı vardır. Mekke ileri gelenleri bir araya gelip onarım kararı alırlar. Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından atılan temellerine kadar inilerek tamire başlanır. Duvarların bir kısmı örülüp sıra Hacer’ul Esved taşının yerine konulmasına gelince kabileler arasında tartışma çıkar. Her kabile, taşı yerine kendisi koymak ister. Bu probleme çözüm aranırken inşaat durma noktasına gelir. Tartışma büyür. Kan dökülmesinden korkulan aşamada Kabe’ye ilk girecek kişinin bu meselenin çözümü için hakemlik yapması teklif edilir. Heyecanla dışarıdan gelecek kişi beklenir. Hz Peygamber’in Kabe’ye doğru gelen ilk kişi olması herkesi çok sevindirir. Çünkü Hz peygamber Mekkelilerin teveccühünü kazanmış, sevilen, dürüst ve adil bir kişidir. Hz Peygamber’e bu durum açıklandığında hemen hırkasını çıkarır Hacer’ül- esved’i ortasına koyar ve dört ucunu da kabilelerden bir kişiye tutturarak Kabe’nin yanına getirtir. Burada hırkasından taşı alır ve kendi elleriyle yerine koyar. İşte Hz Peygamber’in Kabe hakemliği bu şekilde gerçekleşir.
12. Soru: Vahiy nedir ve ne zaman gelmeye başlamıştır? (610)
Cevap: Vahiy; Allah Teala’nın insanlar için gerekli gördüğü bilgileri peygamberlerine iletme yoludur. Bu iletme işi vahiy meleği Cebrail (as) tarafından yapılır. Vahyin Cebrail (as) vasıtasıyla Hz Peygamber’e gelmesine nuzül, gelen ayete de nazil olunan denilir. Vahiy bilgileri genel anlamda iman esasları, ibadetler ve ahlaktan oluşur.
Hz. Peygamber vahiy öncesinde özellikle ilk altı ay sadık rüyalar görmüştür. Bu süreçte Hz. Peygamber evinden ve toplumdan zaman zaman ayrı kalıp Hira mağarasında, alem, insan, insanlık ve yaşanan bozulmalar hakkında tefekküre yani derin düşüncelere dalar, kurtuluş yollarını bulmaya gayret ederdi. Bütün bunlarla Hz. Peygamber bir anlamda vahye hazırlanmıştır diyebiliriz. Ve Miladi 610 tarihinde ilk vahiy Mekke’de Hira mağarasında yine Hz. Peygamber tefekkür ederken gelir. Gelen ilk vahiy Alak Suresinin ilk beş ayetidir. Bu esnada Hz. Peygamber kırk yaşındadır.
13. Soru: Vahiy Sürecinin ilk safhaları nasıl gelişmiştir? (613)
Cevap: Vahyin ilk safhaları; Hz Peygamber ve ailesinin olayı anlama, anlamlandırma ve olgunlaşması şeklinde gelişmiştir diyebiliriz. Bu süreç yaklaşık üç yıl sürmüştür.
Vahyin gelmesiyle büyük bir heyecan ve korkuya kapılan Hz. Peygamber hemen evine gelir ve eşi Hz Hatice’ye başına gelenleri anlatır. O da öncelikle yaşanan gerginlik ve gerilimin sağlıklı olarak atlatılmasına yardımcı olur. Eşine “Korkma! Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini göremeyen insanların işlerini üzerine alırsın, yoksula verirsin, misafirini ağırlarsın, felakete uğrayanların yardımına koşarsın” diyen Hz. Hatice bu davranışıyla yakın ilişkisindeki incelik ve önceliğin de güzel bir örneğini verir diyebiliriz.
Hz. Peygamber sakinleştikten sonra da onu Tevrat ve İncil’i bilen bir alim olan akrabası ve yakın dostu Varaka b Nevfel’e götürür. Varaka Tevrat ve İncil’de olan bilgilere dayanarak Hz. Muhammed’(sav)e peygamber olduğunu açıklar ve diğer peygamberlerin yaşadıklarından yola çıkarak halkının kendisini yalanlayacaklarını, yurdundan çıkaracaklarını, savaşacaklarını haber verir. Hatta “keşke genç olup sana yardım etseydim” diye hayıflanır.
14. Soru: İlk Müslümanlar kimlerdir? (613)
Cevap: İlk vahiyle birlikte Hz. Peygamber’in hayatında ‘peygamberlik dönemi’ başlar. Artık sadece iyi bir insan, eş, dost değil aynı zamanda insanlığı bilgilendirmek ve uyarmak için görevlendirilen “Son Peygamber”dir. Vahyin ilk gerilimlerini atlattıktan ve biraz alıştıktan sonra Cebrail (as)’ı kendi suretinde görünce yine büyük bir telaşa kapılarak evine gelip örtüye bürünür. Olayın akabinde gelen ‘Ey örtüsüne bürünüp sarınan! Kalk da (insanları) uyar’ (Müddessir 1,2) ayetiyle artık tebliğ görevi başlar.
Hz. Hatice’ye durumu söyleyip, ben kimi davet edeyim, beni kim tasdik eder dediğinde; “Ey Allah’ın Elçisi! Seni ben tasdik ederim; herkesten önce bu dine beni çağır” cevabını alır. Bu cevapla Hz. Hatice ilk Müslümanlardan olma şerefini de kazanır. Hz. Peygamber Hz Hatice’ye hemen Cebrail (as)’ın kendisine öğrettiği şekilde abdest almayı öğretir ve kendisi imam olup namaz kıldırır. Daha sonra da en yakınında bulunan arkadaşı Hz. Ebu Bekir, azadlısı Zeyd b. Harise, çocuklardan da yeğeni Hz. Ali müslüman olur. Hz. Peygamber’in çocukları olan Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm de ilk müslümanlardandır. Bu süreçte İslam’a davet ilk üç yıl gizli olarak yapılır.
15. Soru: İslam’a açıktan davet ne zaman ve nasıl başlamıştır? (613)
Cevap: Vahiy Hz. Peygamber’in yaşam tarzını tamamen değiştirir. Adeta yaşadıkları vahiy süzgecinden geçerek belirlenir. Nitekim vahyin ikinci safhası da bu şekilde gerçekleşir. ‘Ve Sen en yakın hısımlarını inzar et’ (26/214) ayetiyle davetin gizlilik süresi biter. Ve ilk olarak akrabalardan başlamak üzere açıktan yapılır. Hz. Peygamber akrabalarına bu daveti nasıl yapacağını, yöntemini uzun uzun düşünür. Bir yemek daveti vermek suretiyle bütün akrabalarını bir araya getirmeye ve sonunda konuşma yapmaya karar verir. Nitekim verdiği davete bütün akrabaları gelir ve sonunda yaptığı konuşmada; önce Kureyş’in kendisi hakkındaki kanaatlerini pekiştirmek amacıyla; “Ey Kureyşliler! Size şu dağın arkasında düşman atlıları var, baskın yapacaklar desem inanır mısınız” diye sorar. Kureyşliler hep birlikte; “elbette inanırız, çünkü şimdiye kadar senin yalan söylediğini hiç görmedik” diye cevap verirler. Bunun üzerine Hz. Peygamber; “O halde ben size, önünüzde şiddetli bir azap gününün bulunduğunu; Allah’a inanıp O’na kulluk etmeyenlerin, o büyük azaba uğrayacaklarını haber veriyorum” diyerek hem Peygamber olduğunu açıklar hem de onları İslam’a çağırır. Bu davete amcası Ebu Leheb dışında sert bir tepki veren yakını olmaz. Zaten Hz. Peygamber’e sürekli karşı çıkan, kötülükte bulunan, lanet okuyan tek amcası Ebu Leheb’tir ve kendisi de Tebbet Suresiyle lanetlenir.
16. Soru: Davetin açıktan yapılması hem Hz. Peygamber’in hayatında hem de Mekke’de ne gibi sonuçlara yol açmıştır? (614)
Cevap: Davetin açıktan yapılması önce Mekkelilerin sonra da yakın halkadan başlayarak bütün insanlığın Allah’ın mesajlarından haberdar edilmesi demektir. Bu durum aynı zamanda bir yığın zorluk ve fedakarlıklara göğüs germek demektir. Önce Mekke’de yaşananları gözden geçirelim:
Müşrikler artık Mekke’de, tek Allah’a ve Hz Peygamber’e inanan müslümanlardan haberdar olurlar. Onlara engel olmak, çoğalmalarını önlemek kararı alırlar. Önce Hz Peygamber’in toplum içindeki olumlu imaj ve itibarını bozacak yöntemleri denerler. ‘Hasta, mecnun…vs gibi rencide edici sıfatlar, lakaplar takarlar. Sonra da zayıf müslümanlara, kölelere türlü türlü işkenceler uygularlar. Bizzat amcası Ebu Talip’e baskı uygulayıp, yeğenine engel olmasını yoksa öldüreceklerini söylerler. Baskılara dayanamayan Ebu Talip Kureyş’in teklifini ve tehdidini Hz Peygamber’e söylediğinde O (sav) ; ‘Allah’a yemin ederim ki, bir elime ayı, bir elime güneşi verseler ben bu görevimden dönmem” cevabını verir. Hz. Peygamber’in samimiyetini ve doğruluğunu iyi bilen Ebu Talip; ‘İstediğini yap seni asla Kureyş’e teslim etmeyiz’ diye karşılık verir.
Bu süreçte müşriklerin Mekkeli müslümanlara işkenceleri de had safhadadır. Ammar, babası Yasir, annesi Sümeyye, Bilal b. Habeşi, Habbab b. Eret bu işkencelere maruz kalan görece zayıf müslümanlardan bir kaçıdır sadece. Nitekim işkencelere dayanamayan Ammar’ın anne-babası ölür ve ilk İslam şehitleri olarak tarihe geçerler. Müşriklerin baskısı, işkencesi Müslümanların sayısını azaltmaz bilakis çoğaltır. Bu süreçte Hz Ömer ve Peygamberimizin amcası Hz Hamza da müslümanların safına geçer. Hz Ömer’in müslüman olmasıyla Müslümanlar ilk defa Kabe’de namaz kılarlar.
Müslümanların hayatta kalmak ve dinlerini yaşamak uğruna daha bir çok fedakarlıklar yapmaları gerekir. Bunun içinde dinleri uğruna yurtlarını terk etmek, yani hicret de vardır.
17. Soru: Mekke öneminde ilk Hicret ne zaman ve neden olmuştur? (615-616)
Cevap: Açıktan davetle birlikte müslüman olanların sayısı gittikçe artarken bu durumdan hoşnut olmayan Mekke müşrikleri de işkencelerini gittikçe artırırlar. Müslümanların can güvenliği için, Hz. Peygamber de, daha emin bir ülke olan Habeşistan’a hicret etmelerine karar verir. İlk olarak 15 kişiden oluşan bir grup Hıristiyan Necaşi’nin idaresindeki Habeşistan’a hicret eder. Habeşistan’dan alınan olumlu haberler üzerine birkaç ay sonra 108 kişilik ikinci kafile de yola çıkar. Ne var ki müşrikler bu durumdan da rahatsız olurlar ve Necaşi’ye müslümanları şikayet edip ülkesinden çıkarmasını tavsiye ederler. müslümanlardan İslam’ın ne olduğunu, emirlerini öğrenen Necaşi müslümanları Kureyş’e vermeyerek himayeye devam eder.
18. Soru: Bu süreçte Mekke’deki müslümanlar nasıl yaşamaktadırlar? (619)
Cevap: Müslümanların bir kısmı Mekke’de yaşamakta ve türlü işkencelere maruz kalmaktadırlar. Müşriklerin onlara yaptığı baskının şiddetini anlayabilmek için bir örnek vermek gerekirse; Mekke ileri gelenlerinden olan Hz. Ebu Bekir’in bile dayanamayıp Habeşistan’a hicrete karar vermesi yeterlidir. Allah’a şükür ki Hz Peygamber’i yalnız bırakmamak için yarı yoldan geri döner.
Bu arada Necaşi’ye söz dinletemeyen müşrikler Mekke’ye geri dönüp müslümanlara baskıya devam etmek için yeni kararlar alırlar. Ve müslümanlarla bütün ilişkiler yasaklanır. Sosyal, ticari, insani, her çeşit ilişkinin; evlenmek hatta konuşmanın bile yasaklandığı bir vesikaya yazılarak Kabe’nin duvarına asılır. Bir nevi boykot, ambargo diyeceğimiz bu yöntemle müslümanlar Mekke’de bir mahallede tecrit edilirler. Hemen hemen üç yıl süren boykot müslümanları çok etkiler. Hz. Peygamber bile açlıktan karnına taş bağlar, müslümanlar ağaç kabuğu dahi yerler. Bu arada müslümanların üç yıl gibi çok uzun bir süre geçtiği halde boykot’a direndiğini gören vefalı Mekkeliler artık ambargonun kalkması gerektiğine kanaat getirirler. Ebu Cehil’in bütün karşı çıkmalarına rağmen ambargoya son verirler. Bu arada Hz. peygamber İslam’ı anlatma görevini boykot sürecinde de, sulh aylarında ticaret için Mekke’ye gelen yabancılara yapar.
19. Soru: Hüzün yılı nedir ve bu dönemde neler yaşanmıştır? (620)
Cevap: Boykotun sona ermesine sevinen ve biraz rahatlayan müslümanları şimdi de bir başka üzüntü beklemektedir. Hayat, her canlının bir gün dünyayı terk etmesi üzerine bina olmuştur. Vadesi gelen dünyayı terk edecektir. Ve Hz. Peygamber’i 8 yaşından beri himaye eden, onu yetiştiren, evlendiren, müşriklerin bütün baskılarına rağmen yanında yer alan merhamet ve şefkat sahibi amcası Ebu Talip vefat eder. Hz Peygamber daha amcası Ebu Talip’in acısını atlatmaya çalışırken, yaşadığı bütün zorluklarda yanında olan eşi, can yoldaşı, Hz Hatice’nin vefatıyla karşılaşır. Hem Hz Peygamber hem de bütün müslümanlar bu dönemi ‘hüzün yılı’ olarak isimlendirirler.
20. Soru: Hz. Peygamberin Taif yolculuğu nasıl yaşanmıştır? (620)
Hz Hatice ve Ebu Talip’in vefatları Hz Peygamber’i hem üzmüş hem de güçlü hamilerini kaybetmesine neden olmuştur. Böylece Mekke müşrikleri baskılarını daha da artırır. Bunun üzerine Hz. Peygamber hem biraz dinlenmek hem de daveti Mekke dışına taşımak için Taif’e gider. Mekke’ye 85 km olan Taif’e varınca ileri gelenleri toplar ve onları İslam’a davet eder. Bu davet zaten Mekke müşriklerinden çekinen Taiflileri iyice kızdırır. Hz. Peygamber’e şiddetle karşı çıkar hatta çoluk çocuğa taşlatırlar. Hz. Peygamberle birlikte olan Zeyd b Harise kafasından yaralanır ve Taif dışında bir bağa saklanmak zorunda kalırlar. Orada kendilerine bir köle yardım eder, ikramda bulunur. Hz. Peygamber bu zor anında bile davetten uzak durmaz ve Addas adındaki köleye İslam’ı anlattığında köle müslüman olur.
Taiflilerin muamelesi Hz. Peygamber’i çok üzdüğü halde onlar için Allah’a; ‘onların soyundan Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan, yalnız O’na ibadet eden bir nesil çıkar’ diye dua eder ve Mekke’ye döner.