PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sorularla Hz. Muhammed(S.A.V)


HırçıN_ÇocuK
02-07-2008, 19:15
1. Soru: Hz Peygamber’in doğumuna yeryüzü nasıl hazırlanmıştır?

Cevap: Tarihler, Peygamberimizin doğum gecesi, birtakım harikulade hallerin gerçekleştiğini yazarlar. Bu kapsamda tarihi kaynaklarda Kabe içinde bulunan putların yüzüstü düşüp kırılması, Medayin şehrinde Kisra(İran hükümdarı)nın sarayının sarsılıp on dört sütunun yıkıldığı, Istahrabad şehrinde ateşe tapanların bin yıllık ateşlerinin söndüğü, Sava gölünün kuruyup Semave deresindeki suların taştığı zikredilir.

2. Soru: Kuran’da anlatılan ve Hz Peygamber doğmadan önce vuku bulan fil olayı nedir?

Cevap: Yemen kralı Ebrehe Mekke’nin ticaret üstünlüğünü önlemek ve Yemen’in gelirlerini artırmak için başkent San’a’da Kabe benzeri bir ibadet mekanı yaptırdı ve Yemenlilerin Mekke’ye gitmelerine yasak koydu. Buna karşı çıkılması üzerine içinde büyük bir filin de bulunduğu ordusuyla Mekke’ye Kabe’yi yıkmak için geldi. Mekke’nin dışında sürüler halinde kuşlar tarafından durdurulan Habeşlilerin bu Yemen ordusu büyük bir felakete uğradı. Hz Peygamberin doğumundan 40 gün önce olduğu rivayet edilen ve tarihçilerin “Fil Vak’ası” olarak isimlendirdikleri bu olay Kuran’ı Kerimde Fil suresinde anlatılır.

3. Soru: Hz. Peygamberin doğumu hakkında neler biliyoruz?
Cevap: : Hz. Muhammed (sav), Hicretten 53 yıl evvel 12 Rebiülevvel /17 Haziran 569 Pazartesi veya Hicretten 51 yıl evvel 9 Rebiülevvel /20 Nisan 571 Pazartesi günü doğmuştur. Doğum tarihindeki bu ihtilafın, onun hayatını bütün detaylarıyla inceleyen ashabı tarafından kolaylıkla giderilebilecekken yapılmamış olması İslam’da peygamber dahil olmak üzere hiçbir şahsa kutsiyet verilmemiş olması nedeniyledir.

4. Soru : Hz. Peygamber ilk çocukluk yıllarını nasıl geçirdi?(569-575)

Cevap: Mekke’nin havası ağır olduğu için, ekonomik durumu iyi olan aileler, yeni doğan çocuklarını havası daha güzel yakın köylere gönderirlerdi. Bu gelenek, aynı zamanda çocukların iyi ve fasih bir Arapça öğrenmesini, bozulmamış Arap adeti üzere yetişmesini sağlardı. Peygamberimiz de bu amaçla Sa’doğullarından Halime’nin ailesine verildi. Dört yaşına kadar sütannesi Halime’nin yanında kalan Hz. Peygamber’e ailenin diğer üyeleri, baba Haris, sütkardeşleri Şeyma ve Abdullah eşlik eder.
Hz. Peygamber dört yaş civarlarında sütanneden ayrılarak annesi Amine’nin yanına getirilir. Mekke’de hayatına devam eden Hz. Peygamber, altı yaşında babasının kabri ve akrabalarını ziyaret gayesiyle annesi ve yardımcıları Ümmü Eymen’in refakatinde Mediye götürülür. Medine ziyaretlerini tamamlayıp Mekke’ye dönerlerken, yolda annesi Amine hastalanır ve Ebva köyünde vefat eder. Bunun üzerine dadısı Ümmü Seleme tarafından Mekke’ye getirilip dedesi Abdulmuttalib’e teslim edilir.

5. Soru : Annesinin vefatından sonra Hz. Peygamber kimin yanında kalmıştır? (577)

Cevap: Henüz altı yaşında annesini de kaybeden Hz. Peygamber artık dedesinin yanına yerleşir. Dedesi Abdulmuttalib büyük bir sevgi ve muhabbetle iki yıl torununa bakar ama ne yazık ki onun da ömrü vefa etmez. On erkek çocuğu olan Abdülmuttalip Hz. Peygamberin bakımını üstlenmek üzere, geliri az olmasına rağmen çocukları çok seven Ebu Talib’i uygun görür. Bu tercihte Ebu Talib ile Peygamberimizin babası Abdullah’ın ana-baba bir kardeş olmalarının da etkisi vardır. Ebu Talib’in de kabul etmesiyle Hz. Peygamber artık amcasının yanına yerleşir ve evleninceye kadar burada kalır.

6. Soru : Hz. Peygamber amcasının yanında hangi önemli olayları yaşamıştır? (578)

Cevap: Dedesinin vefatında sekiz yaşında olan Hz. Peygamber amcasının yanında büyür. Amcasıyla birlikte hayatı öğrenmeye başlar. Hemen hemen gittiği her yere amcası onu da götürür. Evlenene kadar Ebu Talib’in yanında kalan Hz. Peygamber çobanlık yaptığı gibi amcasıyla birlikte ticari faaliyetlerde de bulunmuştur. Amcası ile yaptığı Suriye seyahati bunlardan biridir. Ticaretle uğraşan amca Suriye’ye kervan götürecektir. Hz. Peygamber de amcasına refakat etmek istediğini söyler. Böylece Hz. Peygamberin Arabistan haricine yaptığı ilk ziyaret gerçekleşir.

7. Soru: Ficar Savaşı ve Hz. Peygamber (589)

Cevap: Sadece ticaretle hayatiyetini sağlayan Mekke kentinin ileri gelenleri, ticaret hayatını engelleyecek, aksatacak olaylara fırsat vermez ve bunun için gerekli tedbirleri alırlardı. Ticaret kervanlarının güvenli bir şekilde Mekke’ye gelmesi ve satış yapması için Araplar, bir adet olarak ‘Sulh ayları’ müessesesini geliştirmişlerdi. Kuran-ı Kerim’de de onaylanan Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep ayları can ve mal güvenliğinin olduğu, kan dökülmesinin yasaklandığı haram aylardır. Bu ayların masumiyetinin bozulduğu savaşlara Ficar/mukaddesata tecavüz harbi denilir. Hz. peygamber gençlik döneminde Mekke de, böyle bir savaşa katılmış ve her dönemde haksızlığın, tecavüzün karşısında olduğunu göstermiştir.
8. Soru: Hılf’ül Fudul ne demektir? Hz. Peygamber nasıl yer almıştır?
Cevap: Dört yıl süren Ficar savaşlarında Mekke’nin güvenli ortamı bozulur ve çok fazla kan dökülür. Haksızlığı gidermek, güvenli ortamı gerçekleştirmek, zayıfların haklarını korumak…vs için Mekke ileri gelenleri Hılf-ul Fudül/Faziletlilerin Yemini anlamına gelen teşkilatı kurarlar. Hz. Peygamber’de bu teşkilatta yer ve görev alır. Bu dönemde hz Peygamber 20 yaşındadır.

9. Soru : Hz. Peygamber’in iş hayatı nasıldır? (594)

Cevap: Hz. Peygamber artık olgunluk yaşına gelmiş, ticareti öğrenmiş ve bütün Mekkelilerin güvenini kazanmıştır.. Bir çok Mekkeli tüccar onunla çalışmak, kervanını ona teslim etmek istemektedir. Bu dönemde Hz peygamber Hz. Hatice’ye ait ticaret kervanının başına geçer. Kervan Busra’ya gidecektir. Bu, Hz. Peygamberin amcasından ayrı tek başına gerçekleştirdiği ilk kervan ticaretidir. Böylece hz Peygamber, artık kendi geçimini kazanmaya başlamış ve geleceğe yönelik olarak da, bir evin sorumluluğunu alacak donanıma sahip olduğunu göstermiş olur.

10. Soru: Hz peygamber Hz. Hatice’yle ne zaman ve nasıl evlenmiştir? (594)

Cevap: Ticaret hayatını iyice öğrenen, başında bulunduğu kervanlar iyi kâr getiren Hz. Peygamber artık Mekke’de aranan bir iş ortağı olur. Mekke eşrafından olan ve kervanlarının başına dürüst, güvenilir bir insan arayan Hz Hatice için Hz. Peygamber istenilen özelliklere sahip hemen hemen tek kişidir. Birkaç sefer Hz Hatice’nin kervanlarını götüren Hz Peygamber, eş adayı olarak da Hz Hatice’nin dikkatini çeker. Hz. Hatice, araya uygun aracılar koyarak evlilik teklifinde bulunur. Hz Peygamber Hz Hatice’nin bu talebini kabul eder ve evlenirler. Bu sırada hz. peygamber 25, Hz Hatice ise 35-40 yaşlarındadır. 25 sene mutlu bir beraberliği gerçekleştirerek örnek olan Hz. Peygamberin dördü kız, ikisi erkek altı çocuğu olur. Çocuklarının isimleri Kasım, Abdullah, Zeynep, Fatma, Rukiye, Ümmügülsüm’dür.


11. Soru: Hz. Peygamberin Kabe Hakemliği nedir ve nasıl olmuştur? (605)

Cevap: Zamanla ciddi aşınma tehlikesi geçiren Kabe’nin onarıma ihtiyacı vardır. Mekke ileri gelenleri bir araya gelip onarım kararı alırlar. Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından atılan temellerine kadar inilerek tamire başlanır. Duvarların bir kısmı örülüp sıra Hacer’ul Esved taşının yerine konulmasına gelince kabileler arasında tartışma çıkar. Her kabile, taşı yerine kendisi koymak ister. Bu probleme çözüm aranırken inşaat durma noktasına gelir. Tartışma büyür. Kan dökülmesinden korkulan aşamada Kabe’ye ilk girecek kişinin bu meselenin çözümü için hakemlik yapması teklif edilir. Heyecanla dışarıdan gelecek kişi beklenir. Hz Peygamber’in Kabe’ye doğru gelen ilk kişi olması herkesi çok sevindirir. Çünkü Hz peygamber Mekkelilerin teveccühünü kazanmış, sevilen, dürüst ve adil bir kişidir. Hz Peygamber’e bu durum açıklandığında hemen hırkasını çıkarır Hacer’ül- esved’i ortasına koyar ve dört ucunu da kabilelerden bir kişiye tutturarak Kabe’nin yanına getirtir. Burada hırkasından taşı alır ve kendi elleriyle yerine koyar. İşte Hz Peygamber’in Kabe hakemliği bu şekilde gerçekleşir.

12. Soru: Vahiy nedir ve ne zaman gelmeye başlamıştır? (610)

Cevap: Vahiy; Allah Teala’nın insanlar için gerekli gördüğü bilgileri peygamberlerine iletme yoludur. Bu iletme işi vahiy meleği Cebrail (as) tarafından yapılır. Vahyin Cebrail (as) vasıtasıyla Hz Peygamber’e gelmesine nuzül, gelen ayete de nazil olunan denilir. Vahiy bilgileri genel anlamda iman esasları, ibadetler ve ahlaktan oluşur.
Hz. Peygamber vahiy öncesinde özellikle ilk altı ay sadık rüyalar görmüştür. Bu süreçte Hz. Peygamber evinden ve toplumdan zaman zaman ayrı kalıp Hira mağarasında, alem, insan, insanlık ve yaşanan bozulmalar hakkında tefekküre yani derin düşüncelere dalar, kurtuluş yollarını bulmaya gayret ederdi. Bütün bunlarla Hz. Peygamber bir anlamda vahye hazırlanmıştır diyebiliriz. Ve Miladi 610 tarihinde ilk vahiy Mekke’de Hira mağarasında yine Hz. Peygamber tefekkür ederken gelir. Gelen ilk vahiy Alak Suresinin ilk beş ayetidir. Bu esnada Hz. Peygamber kırk yaşındadır.

13. Soru: Vahiy Sürecinin ilk safhaları nasıl gelişmiştir? (613)

Cevap: Vahyin ilk safhaları; Hz Peygamber ve ailesinin olayı anlama, anlamlandırma ve olgunlaşması şeklinde gelişmiştir diyebiliriz. Bu süreç yaklaşık üç yıl sürmüştür.
Vahyin gelmesiyle büyük bir heyecan ve korkuya kapılan Hz. Peygamber hemen evine gelir ve eşi Hz Hatice’ye başına gelenleri anlatır. O da öncelikle yaşanan gerginlik ve gerilimin sağlıklı olarak atlatılmasına yardımcı olur. Eşine “Korkma! Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini göremeyen insanların işlerini üzerine alırsın, yoksula verirsin, misafirini ağırlarsın, felakete uğrayanların yardımına koşarsın” diyen Hz. Hatice bu davranışıyla yakın ilişkisindeki incelik ve önceliğin de güzel bir örneğini verir diyebiliriz.
Hz. Peygamber sakinleştikten sonra da onu Tevrat ve İncil’i bilen bir alim olan akrabası ve yakın dostu Varaka b Nevfel’e götürür. Varaka Tevrat ve İncil’de olan bilgilere dayanarak Hz. Muhammed’(sav)e peygamber olduğunu açıklar ve diğer peygamberlerin yaşadıklarından yola çıkarak halkının kendisini yalanlayacaklarını, yurdundan çıkaracaklarını, savaşacaklarını haber verir. Hatta “keşke genç olup sana yardım etseydim” diye hayıflanır.

14. Soru: İlk Müslümanlar kimlerdir? (613)

Cevap: İlk vahiyle birlikte Hz. Peygamber’in hayatında ‘peygamberlik dönemi’ başlar. Artık sadece iyi bir insan, eş, dost değil aynı zamanda insanlığı bilgilendirmek ve uyarmak için görevlendirilen “Son Peygamber”dir. Vahyin ilk gerilimlerini atlattıktan ve biraz alıştıktan sonra Cebrail (as)’ı kendi suretinde görünce yine büyük bir telaşa kapılarak evine gelip örtüye bürünür. Olayın akabinde gelen ‘Ey örtüsüne bürünüp sarınan! Kalk da (insanları) uyar’ (Müddessir 1,2) ayetiyle artık tebliğ görevi başlar.
Hz. Hatice’ye durumu söyleyip, ben kimi davet edeyim, beni kim tasdik eder dediğinde; “Ey Allah’ın Elçisi! Seni ben tasdik ederim; herkesten önce bu dine beni çağır” cevabını alır. Bu cevapla Hz. Hatice ilk Müslümanlardan olma şerefini de kazanır. Hz. Peygamber Hz Hatice’ye hemen Cebrail (as)’ın kendisine öğrettiği şekilde abdest almayı öğretir ve kendisi imam olup namaz kıldırır. Daha sonra da en yakınında bulunan arkadaşı Hz. Ebu Bekir, azadlısı Zeyd b. Harise, çocuklardan da yeğeni Hz. Ali müslüman olur. Hz. Peygamber’in çocukları olan Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm de ilk müslümanlardandır. Bu süreçte İslam’a davet ilk üç yıl gizli olarak yapılır.

15. Soru: İslam’a açıktan davet ne zaman ve nasıl başlamıştır? (613)

Cevap: Vahiy Hz. Peygamber’in yaşam tarzını tamamen değiştirir. Adeta yaşadıkları vahiy süzgecinden geçerek belirlenir. Nitekim vahyin ikinci safhası da bu şekilde gerçekleşir. ‘Ve Sen en yakın hısımlarını inzar et’ (26/214) ayetiyle davetin gizlilik süresi biter. Ve ilk olarak akrabalardan başlamak üzere açıktan yapılır. Hz. Peygamber akrabalarına bu daveti nasıl yapacağını, yöntemini uzun uzun düşünür. Bir yemek daveti vermek suretiyle bütün akrabalarını bir araya getirmeye ve sonunda konuşma yapmaya karar verir. Nitekim verdiği davete bütün akrabaları gelir ve sonunda yaptığı konuşmada; önce Kureyş’in kendisi hakkındaki kanaatlerini pekiştirmek amacıyla; “Ey Kureyşliler! Size şu dağın arkasında düşman atlıları var, baskın yapacaklar desem inanır mısınız” diye sorar. Kureyşliler hep birlikte; “elbette inanırız, çünkü şimdiye kadar senin yalan söylediğini hiç görmedik” diye cevap verirler. Bunun üzerine Hz. Peygamber; “O halde ben size, önünüzde şiddetli bir azap gününün bulunduğunu; Allah’a inanıp O’na kulluk etmeyenlerin, o büyük azaba uğrayacaklarını haber veriyorum” diyerek hem Peygamber olduğunu açıklar hem de onları İslam’a çağırır. Bu davete amcası Ebu Leheb dışında sert bir tepki veren yakını olmaz. Zaten Hz. Peygamber’e sürekli karşı çıkan, kötülükte bulunan, lanet okuyan tek amcası Ebu Leheb’tir ve kendisi de Tebbet Suresiyle lanetlenir.

16. Soru: Davetin açıktan yapılması hem Hz. Peygamber’in hayatında hem de Mekke’de ne gibi sonuçlara yol açmıştır? (614)

Cevap: Davetin açıktan yapılması önce Mekkelilerin sonra da yakın halkadan başlayarak bütün insanlığın Allah’ın mesajlarından haberdar edilmesi demektir. Bu durum aynı zamanda bir yığın zorluk ve fedakarlıklara göğüs germek demektir. Önce Mekke’de yaşananları gözden geçirelim:
Müşrikler artık Mekke’de, tek Allah’a ve Hz Peygamber’e inanan müslümanlardan haberdar olurlar. Onlara engel olmak, çoğalmalarını önlemek kararı alırlar. Önce Hz Peygamber’in toplum içindeki olumlu imaj ve itibarını bozacak yöntemleri denerler. ‘Hasta, mecnun…vs gibi rencide edici sıfatlar, lakaplar takarlar. Sonra da zayıf müslümanlara, kölelere türlü türlü işkenceler uygularlar. Bizzat amcası Ebu Talip’e baskı uygulayıp, yeğenine engel olmasını yoksa öldüreceklerini söylerler. Baskılara dayanamayan Ebu Talip Kureyş’in teklifini ve tehdidini Hz Peygamber’e söylediğinde O (sav) ; ‘Allah’a yemin ederim ki, bir elime ayı, bir elime güneşi verseler ben bu görevimden dönmem” cevabını verir. Hz. Peygamber’in samimiyetini ve doğruluğunu iyi bilen Ebu Talip; ‘İstediğini yap seni asla Kureyş’e teslim etmeyiz’ diye karşılık verir.
Bu süreçte müşriklerin Mekkeli müslümanlara işkenceleri de had safhadadır. Ammar, babası Yasir, annesi Sümeyye, Bilal b. Habeşi, Habbab b. Eret bu işkencelere maruz kalan görece zayıf müslümanlardan bir kaçıdır sadece. Nitekim işkencelere dayanamayan Ammar’ın anne-babası ölür ve ilk İslam şehitleri olarak tarihe geçerler. Müşriklerin baskısı, işkencesi Müslümanların sayısını azaltmaz bilakis çoğaltır. Bu süreçte Hz Ömer ve Peygamberimizin amcası Hz Hamza da müslümanların safına geçer. Hz Ömer’in müslüman olmasıyla Müslümanlar ilk defa Kabe’de namaz kılarlar.
Müslümanların hayatta kalmak ve dinlerini yaşamak uğruna daha bir çok fedakarlıklar yapmaları gerekir. Bunun içinde dinleri uğruna yurtlarını terk etmek, yani hicret de vardır.

17. Soru: Mekke öneminde ilk Hicret ne zaman ve neden olmuştur? (615-616)

Cevap: Açıktan davetle birlikte müslüman olanların sayısı gittikçe artarken bu durumdan hoşnut olmayan Mekke müşrikleri de işkencelerini gittikçe artırırlar. Müslümanların can güvenliği için, Hz. Peygamber de, daha emin bir ülke olan Habeşistan’a hicret etmelerine karar verir. İlk olarak 15 kişiden oluşan bir grup Hıristiyan Necaşi’nin idaresindeki Habeşistan’a hicret eder. Habeşistan’dan alınan olumlu haberler üzerine birkaç ay sonra 108 kişilik ikinci kafile de yola çıkar. Ne var ki müşrikler bu durumdan da rahatsız olurlar ve Necaşi’ye müslümanları şikayet edip ülkesinden çıkarmasını tavsiye ederler. müslümanlardan İslam’ın ne olduğunu, emirlerini öğrenen Necaşi müslümanları Kureyş’e vermeyerek himayeye devam eder.

18. Soru: Bu süreçte Mekke’deki müslümanlar nasıl yaşamaktadırlar? (619)

Cevap: Müslümanların bir kısmı Mekke’de yaşamakta ve türlü işkencelere maruz kalmaktadırlar. Müşriklerin onlara yaptığı baskının şiddetini anlayabilmek için bir örnek vermek gerekirse; Mekke ileri gelenlerinden olan Hz. Ebu Bekir’in bile dayanamayıp Habeşistan’a hicrete karar vermesi yeterlidir. Allah’a şükür ki Hz Peygamber’i yalnız bırakmamak için yarı yoldan geri döner.
Bu arada Necaşi’ye söz dinletemeyen müşrikler Mekke’ye geri dönüp müslümanlara baskıya devam etmek için yeni kararlar alırlar. Ve müslümanlarla bütün ilişkiler yasaklanır. Sosyal, ticari, insani, her çeşit ilişkinin; evlenmek hatta konuşmanın bile yasaklandığı bir vesikaya yazılarak Kabe’nin duvarına asılır. Bir nevi boykot, ambargo diyeceğimiz bu yöntemle müslümanlar Mekke’de bir mahallede tecrit edilirler. Hemen hemen üç yıl süren boykot müslümanları çok etkiler. Hz. Peygamber bile açlıktan karnına taş bağlar, müslümanlar ağaç kabuğu dahi yerler. Bu arada müslümanların üç yıl gibi çok uzun bir süre geçtiği halde boykot’a direndiğini gören vefalı Mekkeliler artık ambargonun kalkması gerektiğine kanaat getirirler. Ebu Cehil’in bütün karşı çıkmalarına rağmen ambargoya son verirler. Bu arada Hz. peygamber İslam’ı anlatma görevini boykot sürecinde de, sulh aylarında ticaret için Mekke’ye gelen yabancılara yapar.

19. Soru: Hüzün yılı nedir ve bu dönemde neler yaşanmıştır? (620)

Cevap: Boykotun sona ermesine sevinen ve biraz rahatlayan müslümanları şimdi de bir başka üzüntü beklemektedir. Hayat, her canlının bir gün dünyayı terk etmesi üzerine bina olmuştur. Vadesi gelen dünyayı terk edecektir. Ve Hz. Peygamber’i 8 yaşından beri himaye eden, onu yetiştiren, evlendiren, müşriklerin bütün baskılarına rağmen yanında yer alan merhamet ve şefkat sahibi amcası Ebu Talip vefat eder. Hz Peygamber daha amcası Ebu Talip’in acısını atlatmaya çalışırken, yaşadığı bütün zorluklarda yanında olan eşi, can yoldaşı, Hz Hatice’nin vefatıyla karşılaşır. Hem Hz Peygamber hem de bütün müslümanlar bu dönemi ‘hüzün yılı’ olarak isimlendirirler.

20. Soru: Hz. Peygamberin Taif yolculuğu nasıl yaşanmıştır? (620)

Hz Hatice ve Ebu Talip’in vefatları Hz Peygamber’i hem üzmüş hem de güçlü hamilerini kaybetmesine neden olmuştur. Böylece Mekke müşrikleri baskılarını daha da artırır. Bunun üzerine Hz. Peygamber hem biraz dinlenmek hem de daveti Mekke dışına taşımak için Taif’e gider. Mekke’ye 85 km olan Taif’e varınca ileri gelenleri toplar ve onları İslam’a davet eder. Bu davet zaten Mekke müşriklerinden çekinen Taiflileri iyice kızdırır. Hz. Peygamber’e şiddetle karşı çıkar hatta çoluk çocuğa taşlatırlar. Hz. Peygamberle birlikte olan Zeyd b Harise kafasından yaralanır ve Taif dışında bir bağa saklanmak zorunda kalırlar. Orada kendilerine bir köle yardım eder, ikramda bulunur. Hz. Peygamber bu zor anında bile davetten uzak durmaz ve Addas adındaki köleye İslam’ı anlattığında köle müslüman olur.
Taiflilerin muamelesi Hz. Peygamber’i çok üzdüğü halde onlar için Allah’a; ‘onların soyundan Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan, yalnız O’na ibadet eden bir nesil çıkar’ diye dua eder ve Mekke’ye döner.

HırçıN_ÇocuK
02-07-2008, 19:19
21. Soru: İsra ve Mirac Hadisesi nedir, nasıl ve ne zaman meydana gelmiştir? (621)

Cevap: Hz. Peygamber’i son yıllarda yaşadıkları ciddi anlamda üzer. Mekke müşriklerinin üç sene süren acımasız boykotu, akabinde amcasının ve Hz. Hatice’nin vefatı ve Taiflilerin muhalefeti onu çok yormuştur. İşte bu sırada, şimdiye kadar gösterdiği sabra bir ödül olmak ve gelecekte karşılaşacağı zorluklara karşı tahammülünü artırmak üzere Allah Teala tarafından İsra ve Mirac hadisesiyle mükafatlandırılır.
İsra, gece yürüyüşü demektir. Hz. Peygamber’in Allah (cc)’ın emriyle Cebrail tarafından Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’deki Mescid-i Aksa’ya götürülmesi hadisesidir.
Mirac ise; gece yürüyüşü (İsra) hadisesinde Hz. Peygamber’in, Mescid-i Aksa’dan göklere yükseltilmesi ve yüce makamlara götürülmesidir.
Hz. Peygamber, bu yolculukta diğer peygamberlerle görüşür, kendisine cennet ve cehennem gösterilir. Beş vakit namaz farz kılınır. Bu yolculukta Hz. Peygamberin bineği Burak ve Refreftir. Varlık aleminin en son sınırında bulunan Sidretü’l münteha/hudud ağacına kadar Peygamberimize eşlik eden Cebrail (as) buradan ileriye gidemeyeceğini belirtir ve İlahi huzurun eşiğine varıncaya dek izleyeceği yolu kendisine tarif eder.
Ehl-i sünnete göre bu yolculukta Hz. Peygamber’in bütün yaratılmışları geçerek bizzat Allah Teala’yla görüştüğüne inanılır. Görüşmeye ait selamlaşmada yapılan ‘Tahiyyat’ duası, bizzat Hz. Peygamber tarafından namazların her oturuşlarında okunarak ibadete dahil edilmiştir.
Hz. Peygamber ertesi sabah yaşadığı ve gördüğü bu olayı anlattığında müminler inanıp tebrik eder. Hatta Hz. Ebu Bekir Hz. Peygamber’e sorgusuz sualsiz inanıp tasdik ettiği için ‘Sıddık/doğrulayan’ lakabını alır. Müşrikler ise reddeder ve imandan daha da uzaklaşırlar. Bu olay Hz. Peygamber ’e tam bir moral olur. Kur’an-ı Kerim’de İsra ve Necm sureleri bu olayı haber verirken diğer bazı surelerde de duruma işaret eden ayetler vardır.
Hadisenin meydana geldiği Recep ayının 27. gecesi oldukça erken dönemden itibaren müslümanlar tarafından ‘Mirac Kandili’ olarak kabul edilir ve her sene kutlanır.

22. Soru: Akabe biatları nedir? (621-622)

Cevap: Hz. Peygamber Mekke döneminde bir çok zorluklarla karşılaştığı halde davetten hiçbir zaman vazgeçmez. Haram aylarda ticaret ve ibadet için Arabistan’ın diğer bölgelerinden Mekke’ye gelen kavimlerden bir çok kişi Hz. Peygamber tarafından İslam’a davet edilir. Mekke’de bunalan İslam’ın dışa açılmasının zamanı da gelmiştir artık.
Mekke’ye dışarıdan gelen kabilelerin İslam’a davet edilmesi çerçevesinde görüşmeler sürerken Medine’den gelen altı kişilik bir gurup Mekke yakında ki Akabe’de mevkiinde Hz. Peygamber’i dinledikten sonra müslüman olurlar. Medine’ye döndüklerinde girdikleri yeni dini, yakınlarına anlattıklarında onlar da müslüman olur. Ertesi yıl Medine’den 12 müslüman Mekke’ye gelip Akabe’de Hz. Peygamber’e; ‘Allah’a ortak koşmayacaklarına, hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, iftira etmeyeceklerine, Hz. Peygamber’e itaat edeceklerine’ dair söz verirler. Hz. Peygamber’den Medine’de kendilerine dini öğretecek, namaz kıldıracak bir öğretmen isterler. Hz. Peygamber de Musab b. Umeyr’i görevlendirerek yanlarına katar. Bu olaya I. Akabe Biatı denir.( 621)
Bu durum Medine’de sevinçle karşılanır ve her geçen gün müslümanların sayısı artar. Ertesi yıl Mekke’ye 2si kadın olmak üzere 75 müslüman gelir ve yine Akabe’de Hz. Peygamber’le ahitleşirler. Buna da II. Akabe Biatı denir.(622)
Bu biat sırasında Mekke’de müşrik işkencelerinden kurtulmak isteyen müslümanlar için yavaş yavaş Medine’ye gitme kararı da alınır. Medineli müslümanlar Akabe’de Mekkeli müslümanları koruyacaklarına dair de söz verirler. Medineli müslümanlar Medine’deki iki Arap kabilesi olan Evs ve Hazrec’e mensupturlar.

23. Soru: Hicret ne demektir, nasıl ve ne zaman olmuştur? (622)

Cevap: Akabe biatları İslamı Mekke dışına çıkarttığı gibi, müslümanlar arasında Mekke’den başka bir yerde daha güvenli yaşayabilecekleri inancını sağlar. Artık Mekke müşriklerinin baskısıyla karşılaşmadan dinlerini yaşayabilecekleri inancı müslümanları oldukça rahatlatır. Ve yavaş yavaş Medine’ye göç başlar.
Mekke müşrikleri ise müslümanlara işkence ve zulümden hiç vazgeçmez hatta çemberi gittikçe daraltırlar ve bütün kabileler birleşerek Hz. Peygamber’i öldürme kararı alırlar. Bu karar karşısında Hz. Peygamber de Mekke’den gitme zamanının geldiğine karar verir ve 9 Eylül 622 Perşembe gecesi yatağında Hz. Ali’yi yatırarak evinden çıkar. Yolda yanına Hz. Ebu Bekir’i de alarak Mekke dışında ki Sevr mağarasına giderler. Mağarada üç gün birlikte kalırlar. Mekkeli müşriklerin takip için görevlendirdiği kişiler mağara ağzına kadar geldikleri halde onları göremez ve geri dönerler. Çünkü mağara, ağzına ağını ören örümcek ve yumurtasını koyan bir güvercin sayesinde, çok uzun zamandır kullanılmayan bir yer gibi görünür. Bununla birlikte müşriklerin mağara ağzına kadar geldiğini gören Hz. Ebu Bekir çok korkar. Hz. Peygamber onu; ‘üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir’ (Tevbe 9/40) ayetiyle teskin eder.
Mağarada bulundukları süre içinde, Hz Ebu Bekir’in çobanı her akşam süt taşıdı, oğlu ise Mekke’den haberler getirdi. Üç gün sonra Mekke biraz sakinleşince Hz. Ebu Bekir’in çobanının getirdiği deve ve kılavuzlarla Medine’ye doğru yola çıktılar.
Hz. Peygamber ve Ebu Bekir’in bu seferi on gün kadar sürdü ve önce Kuba köyüne uğrayıp burada birkaç gün dinlendiler. Bu arada Hz. Peygamber’in Mekke’den ayrıldığını duyan Medineliler onu karşılamaya çıktılar ve bu köyde buluştular.
Kuba’da özgürlüğün sembolü olarak ilk mescid’i yapan Hz. Peygamber (sav) ve Medineli müslümanları, Kur’an-ı Kerim; ‘ilk günden takva üzere kurulan mescid’ ( Tevbe 9/40) ayetiyle takdir eder. Kuba’dan ayrılıp öğle üzeri Ranuna vadisine geldiklerinde ise artık Cuma vaktidir ve ilk Cuma namazı burada kılınır. Cuma namazından sonra zaten büyük bir kalabalığın heyecan ve sevinçle beklediği Medine’ye törenle girerler. (12 Rebiülevvel/24 Eylül 622 Cuma)
İşte Hz. peygamberin Mekke’den Medine’ye göç etmesine kısaca hicret denir. Ve Hicri takvim başlangıcı olarak kabul edilir.

24. Soru: Hicret İslam toplumuna neler kazandırmıştır?

Cevap: Hicret, Mekke’de ciddi engellemelerle karşılaşan İslam dininin gelişmesi, devamı ve dünyaya açılması sürecinin başlangıcıdır. Artık Müslümanlığın ilk devresi ve 13 yıl süren Mekke dönemi bitmiş, ikinci devresi ve 10 yıl sürecek olan Medine dönemi başlamıştır.
Hicret, dini yaşamak için diğer bütün bağlılıklardan vazgeçmedir. Nitekim Kuran-ı Kerim bu durumu; ‘(İslam dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara içinde ebedi olarak kalacakları içinde ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur’. (Tevbe 9/100) ayetiyle tesbit ve takdir eder.
Hicretle Mekkeli müslümanlara Muhacir/hicret eden, Medineli müslümanlara ensar/yardım eden denir. O dönemde sadece kabile üzerinden yapılan can, mal emniyetine son verilerek, artık ‘din kardeşliği’ ve Allah için diğerinin canını malını, ırzını koruma gerçekleştirilir. Bu anlamda hicret insanlık için tam bir güvenlik şemsiyesinin ilk adımıdır adeta.

25. Soru: Hicret sırasında Medine’nin yapısı nasıldı ve hicretle birlikte ne gibi değişimler oldu?

Cevap: Medine Mekke’nin 350 km kuzeyinde bir kenttir. Su kaynakları bakımından zengin, havası Mekke’den daha ılık ve nemli, toprakları tarıma elverişlidir. Halkı genel olarak tarımla uğraşırdı. Mekke’de sadece ticareti bilen muhacirler artık yeni yurtlarında tarımı da öğrenmişlerdir.
Medine’de müşrik iki Arap kabilesi olan Evs ve Hazreç ve üç Yahudi kabilesi Beni Kaynuka, Kureyza ve Nadir bulunur. Evs ve Hazreç verimli topraklarında tarım yaparken, yahudiler ticaret ve zanaatle uğraşırlar. Bu durumda Evs ve Hazreç’in yanına giden muhacirlerin bir kısmı tarımı öğrenirken, bir kısmı da zaten en çok bildikleri ticareti ensara öğretir diyebiliriz.
Ayrıca hava değişikliği ve sosyal hayat tarzında ki farklılıklar da muhacirleri ilk dönemde zorlar, hastalanır, gerginlikler, üzüntüler yaşarlar. Ama aslolanın güven ve emniyet olması ve tabi Hz. Peygamberin yanlarında bulunması, bu ilk alışma süresinin kolay ve problemsiz atlatılmasını sağlar.

26. Soru: Hicret’in ilk yılında Medine’de neler yapılmıştır? (623)

Cevap:
a. Hz. Peygamber Medine’de ilk olarak, kendi evi yapılana kadar devesinin çöktüğü yerde evi olan Hz. Eyyub el-Ensari’nin yanında misafir edilir. Emeviler döneminde İstanbul’un muhasarası sırasında şehit düşen bu sahabinin türbesi İstanbul’un fethiyle ihya edilip, yanına bir cami yapılmıştır. Günümüze kadar gelen cami ve kabri Eyüp ilçesinde bulunmakta ve önemli bir ziyaretgah olarak halkın teveccühünü çekmektedir.
b. İslam dininde hayatın sosyal yönü ve ibadet iç içedir. Dolayısıyla Medine’de Müslümanların en önemli ihtiyacı ibadet edecekleri mekandır ki zaten ilk olarak Mescid-i Nebevi adı verilen cami yapılır.
Hz. Peygamber’e tahsis edilmek üzere Mescid’in yanına odalar yapılır ve Peygamberimiz oraya taşınır.
c. Mescid’in arka avlusuna kimsesiz ve fakirlerin kalacağı bir bölüm, öğrencilerin eğitim göreceği bir yer yapılır. Buradaki öğrencilere Ashab-ı Suffa adı verilir.
d. Müslümanlar Medine’de artık camileri yapılmış güven içinde günde beş vakit namaz kılarlar. Ama onlara vaktin geldiğini hatırlatacak bir işarete ihtiyaç hissedilir. Herkesin duyacağı ve fakat diğer din mensupları tarafından daha önce kullanılmamış bir işaret istenir. Bu durum Hz. Peygamber ve ashabı arasında konuşulur ve herkes bu işin nasıl olacağını bulmaya uğraşırken, bazı sahabilere rüyada ezan öğretilir. Sabah Hz Peygamber’e durumu söylediklerinde Hz Peygamberin de onayıyla ezan Müslümanları namaza çağıran işaret olarak kabul edilir. İlk ezanı da Bilal-i Habeşi okur.
e. Medine’nin demografik yapısının bilinmesi ihtiyacına binaen Hz. Peygamber Medine’nin nüfusunu ve bunların ne kadarının Müslüman olduğunu öğrenmek için ilk nüfus sayımını yaptırır.Yapılan sayımda tahmini olarak Medine’nin nüfusu 10 bin, Müslümanların nüfusu 1500 olarak çıkar.
Bu arada Medine’de sosyal hayatı canlandırmak için yöntemler geliştirilir.
f. Medine’nin iki Müslüman kabilesi Evs ve Hazreç’le/ensar, Mekkeli muhacirler arasında kardeşlik anlaşması yapılır. Her Muhacir için Ensar’dan bir kardeş tayin edilerek 186 ailenin kardeşliği tesis edilir. Kardeşler maddi manevi her şeyi paylaşmak üzere söz verir ve gerçekleştirirler. Bu yardımlaşma bizzat Kuran-ı Kerim tarafında da takdir edilir. (Haşr 59/9)
g. Hz. Peygamber’in Medine’de ilk tesis ettiği yerlerden biri de Pazardır. Burada piyasa koşullarının müdahaleden uzak olması ve serbestliği ilkesi esas alınır. Nitekim pazarın güvenli atmosferinde Mekkeli müslümanların bir kısmı bildikleri iş olan ticareti yaparak kısa zamanda ekonomik durumlarını düzeltirler.
h. Sırada Medine’nin huzur ve güveninin temini vardır. Burada yaşayan yahudi kabileleriyle sulh anlaşması bu güveni sağlar. Tarihte ilk yazılı anayasa olarak da tanımlanan anlaşma, 47 madde ve can, mal, din emniyetinin dokunulmazlığı üzerine varılan mutabakat üzere yapılır.
Bunun dışında Hz. Peygamber Medine’yi dış düşmanlara karşı savunacak küçük askeri müfreze diyebileceğimiz seriyyeler kurar. Böylece Medine dışına seferler düzenleyerek Müslümanları dış tehlikeden uzaklaştırmanın yolları aranır.

27. Soru; Hicretin 2. yılında Medine ve müslümanların durumu nasıldır? (h2/m.624)

Cevap: Medine’nin güvenli atmosferinde müslümanlar hem dinlerini hem de dünyalarını huzur içinde yaşarlar. Gelen vahiylerle müslüman bireyin yeni bir kimlik kazanması ve toplumsal düzenin oluşum süreci de devam eder. Bu süreçte hem oruç ve zekatın farz kılınarak ibadet hayatının zenginleştirilmesi hem de müslüman toplumu bekleyen zorluklara, meşakkatlere ve dış saldırılara karşı direnme mücadelesi görülür.

28. Soru: Kıble değişimi nasıl olmuştur? (h2/m 624)

Cevap: Hicretin 2. yılında daha evvel Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya doğru olan kıble değiştirilir. Hz. Peygamber bir gün ashabıyla birlikte öğle namazının iki rekatını kıldıktan sonra vahiy gelir ve namaz içinde cemaatle birlikte Kabe’ye yönelirler. Bu gelişme o zamana kadar namazlarını Mescid-i Aksa’ya yönelerek kılan Hz.Peygamber ve Müslümanları çok sevindirir. Nitekim ayeti kerime de adeta yaşanan duruma açıklık getirir. ‘… artık yüzünü mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin.’ (Bakara2/144)
Bu durum hicretin on yedinci ayı başlarında Receb’in ortalarına doğru bir pazartesi günü vuku bulur. Bu olayın vuku bulduğu Beni Seleme bölgesindeki mescide de “Kıbleteyn Mescidi/İki Kıbleli Mescid” adı verilir.

29. Soru: Bedir Gazvesi nedir nasıl olmuştur? (h. 17 Ramazan 2 /m 13 Mart 624)

Cevap: İslam’ın dünyayı ve müslümanları şereflendirmesinin üstünden 14 yıl geçer. Bu süreçte müşriklerin her türlü işkence, hakaret ve tecavüzlerine sessiz kalan, karşılık vermeyen müslümanlar, gittikçe çoğalır ve güçlenirler. Artık Mekke müşriklerinden bağımsız, ayrı yerde yaşamaktadırlar. Bu durum müşriklerin kinlerini daha da artırırken, müslümanları yok etmeye yönelik planlarına her gün bir yenisi eklenir. Milletlerarası ticareti ellerinde tutan Mekkelilerin Medine’ye karşı bir takım iktisadi baskı tedbirleri uygulaması bu meyanda zikredilebilir. Hz. Muhammed de “bundan böyle Kureyş’e ait ticaret kervanlarının İslami nüfuz bölgelerinden geçmemelerini” bildirmek üzere ilk müslüman askerî birliğini Mekkelilere göndermiştir. Mekke kervanlarını gözlemek ve onların hareketleri hakkında bilgi toplamak üzere görevlendirilen küçük bir birlikle kervan arasında çıkan çatışma bu gergin ortamı iyice germiş ve İslam tarihine ilk sıcak savaş olarak geçen Bedir gazvesi bu ortamda vuku bulmuştur. Kureyşlilerin Medine’ye karşı tasarladıkları ilk baskın hareketini önleme teşebbüsünden ileri gelmiştir.
Kervanlarının imdat çağrısının da etkisiyle müşrikler sayıları binleri bulan gönüllü asker topladılar ve yola çıktılar. Kervanın salimen savuştuğu haberi gelmiş olmasına rağmen çok iyi hazırlandıkları için Medine’ye doğru yollarına devam ettiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber’ de ufak ordusuyla onlara karşı çıktı. İki kuvvet Bedir kuyuları bölgesinde karşılaştı. Müslümanlar 305 müşrikler bin kişi kadardı. Hz. Peygamber Mekkelilere savaş yapılmadan dönmelerini teklif etti. Ama müşriklerin olumsuz cevap vermesi üzerine savaş yapıldı.
Sonuçta müşrikler büyük bir hezimete uğrarlar. Müşriklerin elebaşlarından olan Ebu Cehil bu savaşta öldü. 70 ölü, 70 esir veren müşriklere karşı Müslümanlardan 14 şehit vardı.
Bu savaş Kuran-ı Kerim’de de anlatılır. ‘Andolsun sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir’de size yardım etmişti. Öyle ise Allah’tan sakının ki O’na şükretmiş olasınız. O zaman sen müminlere şöyle diyordun; indirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi sizin için yeterli değil midir?’ (Al-i İmran 3/123-124-125-126, Enfal 8/5-19-42-44)
Bedir’den başarıyla Medine’ye dönen Hz. Peygamber, daha önce yahudi kabileleriyle yapılan vatandaşlık anlaşmasını, taraflardan biri olan, Ben-i Kaynuka tarafından bozulduğunu görür. Müslüman bir kadını taciz eden Kaynuka yahudileri anlaşma şartlarına uymaz, yeni bir anlaşamaya da yanaşmazlar. Bunun üzerine mahalleleri kuşatılır ve Medine’yi terk ederler.

30. Soru: Hicretin ikinci yılında farz kılınan ibadetler hangileridir? (h2/m624)

Cevap: Muharremin onu aşure o zamanda kutsal kabul edilen ve oruç tutulan bir gündür. Medine Yahudileri bugünde oruç tutarlar. Hz. Peygamber de ramazan orucu farz kılınmadan önce, her ayda üç gün ve aşure orucunu tutar, Medine gelince bunu ashabına da emreder. Özellikle Medine’ye geldiği zaman yahudilerin Muharremin onunda oruç tuttuklarını görünce; ben Musa’ya ve orucuna sizden daha yakınım diyerek oruç tutar. Müslümanlara da; ‘ Muharremin 9. ve 10. günü oruç tutarak Yahudilere muhalefet ediniz’ buyurur.
Hicretin ikinci yılında Ramazan hilaliyle birlikte, bu ay oruç tutulmasını emreden ayet nazil olur. Ramazan orucuyla birlikte teravih namazı da kılınır.
Bir rivayete göre Hz. Peygamber; ‘Yüce Allah Ramazan ayında orucu farz kıldı. Ben de teravih namazını Müslümanlara sünnet kıldım’ buyurmuştur.
Yine bu senede varlıklı müslümanların yerine getirmesi gereken bir zorunluluk olarak zekat farz kılınmıştır.

HırçıN_ÇocuK
02-07-2008, 19:22
31. Soru: Fıtır sadakası ve Ramazan bayramı namazı ne zaman kılınmıştır? (624)

Cevap: Ramazan orucu kıblenin Kabe tarafına çevrilişinden bir ay sonra Hicretin on sekizinci ayında Şaban ayının başlarında farz kılındı. Ramazan ayının sonlarına doğru, bayramdan iki gün önceki hutbede Hz. Peygamber; küçük büyük, hür, köle, kadın erkek her müslümanın ödemesi gereken fıtır sadakası olduğunu ve bunu bayram namazından önce yoksullara vermeleri söyler. ‘Onları bugün aç dolaşmaktan kurtarınız’ der.
Şevval ayı hilali görülüp güneş yükselince de müslümanlara; oruçları açarak bayram namazına çıkmalarını duyurur. Ve onlara ilk bayram namazını kıldırır.
Zekat ta hicretin ikinci yılında fıtır sadakasının vacip kılınmasından sonra farz kılınır. Kuran-ı Kerimde namazla birlikte 32 yerde geçer; ‘Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür’ (Bakara 2/110) Tevhit dini insanın en katı, cimri yanı olan; kazandığı, emek verdiği konuları başkalarıyla, özellikle yoksullarla paylaşmasına karşı çıkan nefsin eğitimine çok önem verir. Zekat ve sadakanın, insanın bu yönünü asgari düzeyde eğiten bir fonksiyonu vardır. Nitekim Kur’an-ı Kerimde diğer ümmetlerin de zekatla emr olunduğunun görülmesi bu durumun sürekliliği ve önemini gösterir.

32. Soru: İlk Kurban bayramı ne zaman kutlanmıştır? (624)

Cevap: Ramazan ayı ve bayramından sonra zilhicce ayının onunda Hz. Peygamber müslümanlara ilk kurban bayramı namazını kıldırır ve hutbesinde müslümanlara kurban kesmelerini söyler. Kurban eti hakkında; ‘yeyiniz tasadduk ediniz ve alıkoyunuz’ diye buyurur. Hz. Peygamber ve müslümanlar kurbanı Medine’de bir bölgede keserler. Nitekim Beni Seleme mahallesinde 17 kurbanın kesildiği rivayeti bu organizasyonu göstermektedir.

33. Soru: Uhud savaşı ne zaman ve nasıl olmuştur.? (h 11 Şevval 3/m 27 Mart 625)

Cevap: Ve Hicretin üçüncü yılı da gelir. Müslümanlar Medine’yi yurt edinerek daha da güçlenirken Mekkeli müşrikler de Bedir savaşının hezimetine karşılık vermek için kinlerini pekiştirerek, çok güçlü hazırlıklar yaparlar. Bu arada Medine’den çıkartılan Kaynuka yahudilerinden bir grup Mekke’ye giderek müşrikleri müslümanlara saldırmaya davet eder. Müşrikler zaten hazırlık yaptıklarından bu teklif işlerini daha da hızlandırır. Hicretin üçüncü yılında Şevval ayında 3000 kişilik orduyla Medine’ye hareket ederler.
Hz. Peygamber bu saldırıya karşı şehirde kalarak savunma yapmak ister. Ama istişare sırasında Bedir savaşına katılamayan gençlerin ısrarlı tutumuyla savaş kararı alınır ve 700 kişilik bir orduyla Medine dışına çıkarlar. Medine’yi de vatandaşlık anlaşmasına göre iki Yahudi kabilesi koruyacaktır.
İki ordu Uhud’da karşılaşır. Savaşın ilk etabı müslümanların zaferi ile sonuçlanır. Müşrik ordusu dağılıp kaçar. Bu duruma çok sevinen Müslüman ordusu ganimetleri toplamaya başlar. Ganimetten pay alma isteği, stratejik bölgede konuşlanan ve Hz. Peygamber’in; ‘benden haber almadıkça yerlerinizi terk etmeyin’ dediği müslüman grubu da etkiler ve yerlerini terk ederler. Uzunca bir süre bu bölgeyi gözetleyen müşrikler Müslümanların stratejik bölgeyi terk ettiğini görünce toparlanıp oradan karşı saldırıya geçerler. İki düşman arasında kalan müslümanlar çok zor durumda kalırlar. Hz. Peygamber’in dişi kırılır. Müslümanlar dağa çıkar ve müşriklerden kaçarlar. Peygamber’in amcası olan Hz. Hamza da bu savaşta şehit olur. Müslümanlar 73 şehit verirler. Bununla birlikte 23 ölüleri olan müşrikler Medine’ye saldırmaya cesaret edemeden geri dönerler. Hz. Peygamber ordusunu toplayıp bir müddet arkalarından gider. Ama bu durum sonucu değiştirmez ve Medine’ye geri dönerler. Bu savaşta Müslümanlar Hz. Peygamber’i dinlememenin sonucunu ağır ve acı bir biçimde öğrenirler.

34. Soru: Reci ve Bi’r-i Maune vakaları nelerdir? (H4/m625)

Cevap: Müslümanlar Medine’de oldukça güçlenirler. Mekke müşrikleriyle yapılan iki savaş da onları civar kabileler nezdinde olumlu bir mevkiye getirir. Hz. Peygamber civar kabileleri İslam’a davet etmekte, reislerine mektup yazarak müslüman olmalarını istemektedir.
Bu süreçte Medine dışından gelen Adal ve Kare kabilelerine mensup bir heyet Hz. Peygamber’den kendilerine İslam dinini öğretecek öğretmenler ister. Bu talebe çok sevine Hz. Peygamber de, altı (veya on) kişilik bir ekibi yanlarına katarak kabilelerine gönderir. Ne var ki heyet sonradan verdikleri sözü tutmazlar ve bu öğretmenleri Mekke müşriklerine satmak isterler. Buna karşı çıkan dört kişiyi de öldürürler. Diğer ikisini de Mekke müşrikleri öldürür. Sahabelerden biri müşrikler öldürmeden önce izin isteyip iki rekat namaz kılar. Bu uygulamayla sahabe, idam öncesi namaz kılan ilk kişi olurken böyle bir adeti de başlatmış olur. Bu olaya er-Raci vakası denilir.
Bir başka benzer ve üzüntü verici vakayı da, yine Hz. Peygamber’den öğretmen isteyen Necid bölgesi ahalisi yapar. Buraya gönderilen 70 kişi yolda Bir-i Maune de pusuya düşürülüp öldürülür. Yaralı olarak kurtulan birinin Medine’ye gelerek durumu haber vermesi üzerine Hz. Peygamber çok üzülür. Üzüntüsünden kırk gün katillere beddua ettiği rivayet edilir.

35. Soru: Beni Nadir yahudilerinin Medine’den çıkartılması nasıl ve neden olmuştur? (h4/m625)

Cevap: Hz. Peygamber hicretten sonra Medine yahudileriyle yaptığı anlaşma gereğince Uhud’da kendisine yardım etmeyen Beni Nadir mahallesine Medine Anlaşması gereğince birlikte ödemeleri gereken bir diyetten onların payına düşeni istemeye gittiğinde Yahudiler Hz. Peygamber’e pusu kurarak öldürmek isterler. Cebrail’in (as) haber vermesiyle durumu öğrenen Hz. Peygamber hemen oradan uzaklaşır. Yapılan anlaşmayı bu şekilde bozan yahudilere, Medine’yi terk etmeleri için 13 gün süre tanınır. Böylece ikinci yahudi kabilesi de Medine’yi terk eder. Kur’an-ı Kerim durumu; ‘Ehl-i kitap’tan inkar edenleri ilk sürgünde yurtlarından çıkartan O’dur. Sen onların çıkacaklarını sanmamıştın. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı…’ (Haşr 59/2-4) diye haber verir.

36. Soru: İçki ve kumar ne zaman ve nasıl haram kılınmıştır? (h4/m 625)

Cevap. Hicretin dördüncü yılında Ben-i Nadir’in Medine’den çıkartılmasından sonra yasaklanır. Bu yasak birey ve toplum hayatında üç safhada gerçekleşir.
Medine’ye geldiklerinde müslümanlar Hz. Peygamber’e içkinin hükmünü sorarlar. Hz. Ömer de; ‘Allah’ım içki hakkında bize açık ve kesin bir beyanda bulun’ diye dua eder.
Bunun üzerine, ‘Sana içki ve kumarı sorarlar. Deki; onlarda hem büyük bir günah hem de insanlar için zahiri yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür…’ (Bakara2/219) ayeti nazil olur. Bu ayete göre bazı müslümanlar içkiyi bırakırken çoğunluğu bu bize içkiyi yasaklamaz, yararlarından bahsediyor diye içmeye devam ederler.
Hatta bir sahabe içkili namaz kıldırırken, kıraati ters mana çıkacak şekilde yanlış okur. Buna çok üzülen Hz. Ömer yine; ‘Allah’ım içki hakkında açık ve kesin beyanda bulun’ diye dua eder. Bunun üzerine; ‘Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın…’ (Nisa4/43) ayeti nazil olur. Bu ayette kesin bir yasak içermiyordu. müslümanlar namaz yaklaştığımızda içki içmeyiz, ayet bize içkiyi yasaklamaz derler. Hz. Peygamber’de bir münadiye her vakit; ‘namaz kılınacağı zaman; hiçbir sarhoş namaza yaklaşmasın’ dedirtir.
Buna rağmen müslümanlardan bir kişi içkili olarak namaza gelir. Diğer müslümanlar bu duruma çok üzülür ve; ‘Ey İman edenler içki, kumar, dikili taşlar, fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçınınız ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?’ (Maide 5/90-91) ayetiyle kesin yasak gelir.
Hz. peygamber içki yasağını bütün Medine sokaklarında ilan ettirir. Dökülen içkilerin Medine sokaklarında sel gibi aktığı rivayet olunur.

37. Soru: İfk hadisesi nedir ve nasıl meydana gelmiştir? (H5/m627)

Cevap: Müslümanların Medine’ye hicretiyle Medine halkında ilk kez müslüman, yahudi ve münafık şeklinde ayrışmaya olur. Artık toplumda içi başka dışı başka olan ‘münafık’ grubu da görülür. Bu anlamda Kur’an-ı Kerim’in sıklıkla işaret ettiği ve bağımsız bir sureyle de tesbit ettiği münafıklık olgusu o dönemde ilk defa Medine toplumunda ortaya çıkar diyebiliriz. Münafıklar toplumun güvenli, huzurlu ortamından yararlandıkları halde, İslam’dan razı olmaz, sürekli nifak tohumları atarlar.
İşte Medine münafıklarının başı olan Abdullah b. Übey, Hz. Peygamber (sav) ve müslümanlar aleyhine çalıştığı ortaya çıkınca ciddi bir itibar kaybına uğrar. Kendini bu durumdan kurtarmanın yollarını ararken Hz. Ayşe’ye iftira atacağı ortamı bulur ve Medine halkının zihnini bulandırır. Şöyle ki:
Hz. Peygamber bir sefere çıkacağı zaman hanımlarından birini de yanına alır. Ben-i Mustalik gazasına çıkacağı zaman da Hz. Ayşe’yi yanına alır. Bu sefer tam da tesettür ayetleri nazil olduktan sonraya denk gelir. Hz. Ayşe muhafazalı bir kafes içinde deveye bindirilip, indirilerek seferde taşınır. Hz. Peygamber bu gazayı da yaptıktan sonra Medine’ye yakın bir yerde konaklar. Ve gecenin üçte birini geçirdikten sonra da hareket emrini verir. Hz. Ayşe bu hareket esnasında ihtiyaç için dışarı çıkmıştır. Döndüğünde boynunda kolyesinin olmadığını görür ve kolyesini aramaya başlar.
Bu sırada ordu da yerinden ayrılır. Hz. Ayşe’yi taşıyan görevliler devenin üstündeki kafeste kendisinin olmadığını fark etmezler ve kafesi de götürürler. Hz. Ayşe geri döndüğünde ordunun gittiğini, devesinin de götürüldüğünü görür. Bunun üzerine örtüsüne bürünerek olduğu yerde beklemeye başlar. Yine her seferde adet üzere bir görevli geride kalanları kontrol eder. Bu gazvede de Safvan b. Muattal es-Sülemi ordunun arkasında kalanları toplamak için görevlendirilir. Safvan Hz. Ayşe’yi bulur ve onu Medine’ye getirir. Safvan’ın Hz. Ayşe’yi devesinde getirdiğini gören münafık Abdullah b. Übey bu olayı ‘iftira’ malzemesi yapar. Münafıkların istediği olur ve Hz. Ayşe’ye iftira atılır.
Hz. Ayşe bu duruma çok üzülür ve Medine’de bir ay evinden çıkamayacak derecede hasta yatar. Bu süre içinde Medine’deki dedikodu ortamından uzak kalan Hz. Ayşe kendine geldiğinde annesi, babası ve Hz Peygamberin de, iftiradan dolayı çok zor durumda kaldıklarını görür. Hz. Peygamber evinden çok az dışarı çıkarken, Hz. Ayşe’de annesinin evinde bu konuda vahiy gelmesini bekler. Uzun ve sıkıntılı bekleyiş O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur…’ (Nur 24/11-20) ifadeleriyle başlayan vahyin gelmesiyle ‘müjdeli bir şekilde sona erer. Bu iftirayı atanlara had cezası uygulanır.

38. Soru: Hendek savaşı ne zaman ve nasıl vuku bulmuştur? (h5/m 627)

Cevap: Müslümanların Medine’de gittikçe güçlenmesi Mekke müşriklerini çileden çıkartır ve türlü bahanelerle tekrar savaşma gerekçeleri ararlar. Müslümanların Uhud savaşında yenilmeleri müşriklerin düşmanlık hislerini ve saldırı cesaretlerini körükler. Medine’den çıkartılan Beni Nadir de Hayber’e yerleşmişler ve Medine’ye dönmek için fırsat kollamaktadırlar. Mekke müşrikleri, diğer Arap kabileleri, Hayber ve Medine Yahudileri bir araya gelerek güçlü bir orduyla Medine’ye doğru yola çıkarlar.
Bunu haber alan Hz. Peygamber ashabıyla istişare yapar ve Selman-ı Farisi’nin önerisiyle o zamanlar Arapların bilmediği bir yönteme başvururlar ve şehrin etrafına hendek kazarak savunmaya karar verirler. Medine’nin dışarıdan saldırıya açık olan etrafı müşrik ordusu gelene kadar derin hendeklerle çevrelenir. On bin kişilik müşrik ordusu Medine’yi savunan üç bin müslümanla hendeğin başında karşılaşır.
İlk defa böyle bir savaş yöntemi gören müşrikler çok şaşırırlar. Hendeğin diğer tarafında olan Müslümanlara ancak ok atabilirler. Bu ise bir savaşın kazanmak için yeterli değildir. Medine’yi kuşatırlar. Müslümanların kentten çıkışını engellerler ama kendi hazırladıkları erzaklar da tükenir. Yirmi gün kadar süren kuşatma, hem erzaklarının bitmesi hem de korkunç bir kasırganın karargahlarını dağıtmasıyla sona eder. Müşrikler geri dönerken bir daha Medine’ye saldıramayacaklarını da anlarlar. Bu savaşın bir adı da ‘Ahzab (hizibler/guruplar savaşı)’tır ve Kur’an-ı Kerim’de (Ahzab33/ 9-11-25-26.) ayetlerinde anlatılır.

39. Soru: Beni Kureyza yahudileri neden ve ne zaman Medine’den çıkartılmıştır? (h5/m627)

Cevap: Hatırlanacağı üzere, müslümanlar Medine’ye hicret ettiklerinde Medine’de üç yahudi mahallesi vardı ve onlarla vatandaşlık antlaşması yapılmıştı. Ama yahudiler bu anlaşmaya sadık kalmadılar ve en ufak bir fırsatta müslümanları arkadan vurdular. Nitekim Beni Kureyza da Hendek savaşında müşriklerle anlaşarak müslümanları arkadan vurur. Savaşın en kızgın anında müslümanların evlerinin ve ailelerinin can güvenliği tehlikesi yaşaması zaten sayıca az olan orduyu hepten zayıf duruma düşürür. Anlaşma şartlarını bozduğu gibi arkadan vurarak ihaneti gerçekleştiren Kureyza da, Hendek savaşından sonra kalelerinde kuşatılır ve 25 gün sonra Tevrat hükümlerine göre yargılanarak cezalandırılırlar. ‘Allah kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı…’ (Ahzab 33/26)

40. Soru: Hz. Peygamber ve müslümanların Mekke’yi umre ziyaretleri ve Hudeybiye Antlaşması ne zaman ve nasıl gerçekleşmiştir? (h6/m628)

Cevap: Müslümanların Mekke’den ayrılmalarının üzerinden altı sene geçer. Bu süre zarfında Mekke müşrikleriyle ciddi savaşlar yaparak onların belalarından kurtulur ve Medine’de yaşamaya alışırlar ama doğduğu toprakları da çok özlerler. Bir gece Hz. Peygamber rüyasında ashabıyla birlikte korkusuzca Kabe’yi ziyaret ettiklerini, tavaf yaptıklarını görür. (Fetih 48/27) Sabah bu rüyayı ashabına anlatır ve Mekke’ye gitmek için yol hazırlıklarına başlarlar. Bu aynı zamanda Hz. Peygamber ve ashabının ilk umre seferi olacaktır. Hz. Peygamber guslettikten sonra Zilkade ayının başında pazartesi günü bin dört yüz müslümanla Mekke’ye doğru yola çıkar. Sefere katılanlar arasında bulunan dört kadından biri de Hz. Peygamber’in zevcesi Ümmü Seleme’dir. Umre için yola çıkan müslümanlar silahsızdır. Mekke’yi ve Kabe’yi görebileceklerinden dolayı sevinç içinde olmalarına rağmen kendileriyle savaş halinde oldukları Mekkelilerle silahsız bir durumda karşılaşacakları için de endişelidirler. Nitekim bu durumu Hz. Peygamber’e söyleyen Hz. Ömer’e O; ‘bilmiyorum ben umreye niyetlenmişken silah taşımak istemiyorum’ cevabını verir. Bu arada Mekke müşrikleri de müslümanların gerçek niyetlerinin umre olmadığını düşünür ve bu bahaneyle Mekke’yi ele geçirmek istediklerine inanırlar. Müslümanları Mekke’ye sokmama kararı alırlar. Müşriklerin bu niyeti Hz. Peygamber’e ulaştığında çok üzülür. Ve müslümanlar Hudeybiye mevkiinde beklerler. Hz. Peygamber müslümanlarla istişare yapar. Onlara ‘müşrikler Kabe’yi ziyaretten alıkoymak istiyorlar; çarpışalım mı, geri mi dönelim’ diye sorar. Müslümanlar kararı Hz. Peygamber’e bırakırlar. O da; ‘biz Umre yapmak Beytullah’ı tavaf etmek, ziyaret etmek niyetiyle geldik, bizi bundan kim men ederse gerektiğinde onlarla çarpışırız’ diye karar verir.
Bunun üzerine iki topluluk arasında elçiler gidip gelmeye başlar. Hz. Osman Mekke müşriklerinin de kabul ettiği bir elçi olarak Mekke’ye gidip müslümanların görüşlerini müşriklere bildirmekle görevlendirilir. Mekke’ye giden Hz. Osman’ı müşrikler alıkoyarlar. Bu Hz. Osman’ın öldürüldü şayiasına dönüşür.
Buna çok üzülen Hz. Peygamber Hudeybiye’de bir ağacın altında müslümanları toplayarak onlardan, ‘Kureyş müşrikleriyle çarpışmadıkça buradan ayrılmamaya, sonuna kadar dayanmaya, asla kaçmamaya ve savaşarak ölmeye’ dair söz alır. Kur’an-ı Kerimde de anlatılan bu biata ‘Rıdvan Biatı’ adı verilir. (Fetih 48/18) Bu sırada Hz. Osman da müşrikler tarafından serbest bırakılır. Müşriklerin elçisiyle konuşan ve belli bir anlaşma zemini bulan Hz. Peygamber (sav) bu şartların kağıda yazılmasını teklif eder.
Buna Hudeybiye anlaşması denir ki; bu iki grup karşılıklı olarak on yıl savaşmamak, bu yıl Kabe’yi tavaf etmeden geri gitmek, gelecek yıl da Mekke’de üç gün bulunmak bu süre zarfında da müşriklerin Mekke’yi terk etmeleri… vs üzerine on maddelik bir metni vardır.
Gerçi bu anlaşma ilk önce müslümanlar üzerinde tam bir şok tesiri yapar. Çünkü hem tavaftan alıkonulmuş hem de kurbanlıkları kestirilmemiştir. Müslümanlar buna çok üzülürler. Ama sonrasında gelişen olaylar Hudeybiye’nin gerçekten büyük bir fetih olduğunu ispatlar. müslümanlar sulh ortamında hem Mekke’ye umreye gelmişler hem de Mekke müşrikleri dışındaki kabilelerle, bölgelerle ilgilenerek onları İslam’a davet etmiş, ticaret ve ilişkilerini geliştirmişlerdir.