HırçıN_ÇocuK
03-21-2008, 21:34
Giriş
Genel hükümlere göre kaynağı ne olursa olsun sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmemesi ya da uygun yerine getirilmemesi halinde sözleşmeye aykırılık hali oluşmakta, bu halde de borçlunun sorumluluğu doğmaktadır. Borcun yerine getirilmemesi halinde ise sözleşme fesihle sona erebilecektir. Ancak bu durum özel kanunlardan biri olan 4857 sayılı Kanun ile işçi lehine düzenlenmiş ve işçi-işveren arasında denge sağlanmaya çalışılmıştır.
İş Kanunu ile getirilen iş güvencesi kavramı ile gelişen en önemli hukuki tekniklerden biri olan askıda kalma ile belirli koşulların varlığı halinde iş sözleşmesi sona erdirilmeyip geçici bir süre askıda kalmaktadır. Gerçekten de hastalık ve kaza hallerinde, gebelik ve doğumda, gözaltına alınma ve tutukluluk halinde, grev ve lokavtta, ailevi nedenlerde, genel ekonomik krizde iş sözleşmesinin sürdürülmesi geçici olarak olanaksız duruma gelmektedir. Bu gibi durumlarda işçinin sözleşmesinin feshi yahut iş sözleşmesinin sona ermesi gibi hukuki sonuçlar meydana gelirse, iş güvencesi hükümlerinden söz etmek pek mümkün olmayacaktır. Şu halde geçici ve kusursuz bir şekilde meydana gelen bu gibi hallerde iş sözleşmesi askıda kalmakta ve işe devamsızlık hali meşru bir hale gelmektedir.1
İş mevzuatımızda iş sözleşmesinin askıya alınmasının tanımı ve koşulları, hüküm ve sonuçları düzenlenmemiştir. Çalışmamızda öncelikle iş güvencesi kavramına kısaca değinilecek, daha sonra genel hükümlerdeki ve iş mevzuatındaki askıda kalma halleri, koşulları, hüküm ve sonuçları incelenecektir.
1. İş Güvencesi ve Askıda Kalma Arasındaki İlişki
İş güvencesi kavramı, genel bir ifadeyle işçinin işveren tarafından yapılacak fesihlere karşı korunması ve iş ilişkisine süreklilik kazandırılmasıdır. İş hukuku öncelikle işçiyi korumak için düzenlenmiş bir hukuk dalıdır. Bunun iki nedeni vardır. Bunlardan ilki işçinin kişisel olarak işverene bağlı oluşudur. Şöyle ki; işçi işverene malvarlığı ile değil onun hizmetinde çalışarak sorumlu olmaktadır. İkinci neden ise, işçinin ekonomik olarak işverene bağlı olmasıdır. Şöyle ki, bir başkasının hizmetinde çalışan kişinin, geçimini sağlamak için o kişiye bağlı bulunması halinde işçi ekonomik olarak işverene bağlı hale gelmesi muhakkaktır. İşte bu ekonomik ve kişisel bağlılıktan ötürü oluşabilecek tehlikeleri en aza indirmek iş hukukunun ilk ve en önemli görevidir.2
İşte yukarıda belirttiğimiz nedenlerden ötürü ilk olarak 4773 sayılı Kanun ile daha sonra da 4857 sayılı İş Kanunu ile iş güvencesi kavramı mevzuatımıza girmiştir. Önceki mevzuatta işçinin hakları kanunda yer almasına karşın bu haklar kağıt üzerinde kalmaktaydı. Çünkü işçi haklarını aramaya kalkıştığı zaman işveren tarafından kolayca iş sözleşmesi feshedilmekte, dava açıldığı taktirde de sadece tazminatlarını alabilmekte lakin işini kaybetmekteydi. Ancak 22.05.2003 tarihinden itibaren yasal iş güvencesi İş Kanunu içerisinde yer almıştır. Böylelikle askıda kalma hallerinin hükümleri de tam olarak işlerliğini kazanmış olmaktadır.
İş güvencesi sadece 4857 sayılı İş Kanunu ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun ( Basın İş Kanunu) için geçerli olup Deniz İş Kanunu İçin geçerli bir düzenleme söz konusu değildir.
2. Genel Hükümlere Göre Sözleşmelerin Askıya Alınması
Her ne kadar 4857 sayılı İş Kanunu ile iş sözleşmelerinin askıda kalma halleri belirlenmiş ise de Borçlar Kanunu’nun 328 ve 344. maddeleri de askıda kalma hallerini incelemektedir. Buna göre BK. md. 328; “Uzun müddet için yapılan hizmet akdinde, işçi hastalıktan ve askerlikten veya bu gibi sebeplerden dolayı kusuru olmaksızın nispeten kısa bir müddet için işi ifa edemediği takdirde o müddet için ücret istemeğe hakkı vardır.” demekle işçinin işini geçici ve kusuru olmaksızın yerine getirmemesi hallerinde çalışamadığı süreler için ücret isteyebileceğini hükme bağlamıştır. Aynı şekilde BK. md 344’e göre ise; “Muhik sebeplerden dolayı gerek işçi gerek iş sahibi, bir ihbara lüzum olmaksızın her vakit akdi feshedebilir.Ezcümle ahlaka müteallik sebeplerden dolayı yahut hüsnü niyet kaideleri noktasından iki taraftan birini artık akdi icra etmemekte haklı gösteren her hal, muhik bir sebep teşkil eder. Bu gibi hallerin mevcudiyetini hakim takdir eder. Fakat işçinin kendi kusuru olmaksızın düçar olduğu nispeten kısa bir hastalığı yahut kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa etmesi, muhik sebep olarak kabul edilemez.” hükmü getirilmiş ve böylece işverenin keyfi olarak işçiyi işten çıkarması önlenmiş, ancak belirli koşulların varlığı halinde işçiyi işten çıkarmanın geçerli olacağı hükme bağlanmıştır.
3. İş Sözleşmelerinin Askıya Alınmasının Hukuki Temeli
İş Hukukunda askıda kalma teorisinin önemli olmasının nedeni, iş güvencesinin geliştirdiği en önemli tekniklerden biri olmasıdır. Ancak diğer sürekli borç ilişkisi yaratan sözleşmelerde olduğu gibi iş sözleşmesinin her tür ihlali haklı nedenle feshi doğurmayacaktır. Çünkü uzun sürebilecek sürekli borç ilişkisine başlanmakla, sözleşmenin ilerleyen aşamalarında ortaya çıkabilecek geçici ve ufak aksaklıkların doğumu göze alınmaktadır. Ancak işçi kendi kusuru ile temerrüde düşmüş ise iş sözleşmesi haklı nedenle feshedilebilecektir. İşçinin kusursuz olarak işini ifa edememesi halinde ise işveren objektif iyi niyet kurallarına göre uygun bir süre bekleyecek ancak bu süreden sonra sözleşmeyi feshedebilecektir.3 Kanımızca da işverenin ifa engelinin sona ermesini beklemesi hakkaniyete uygun bir davranış değildir. Çünkü çok uzun sürebilecek ifa engelinin beklenmesi bu halde de işveren açısından olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. Bu nedenle askı döneminin sınırlarını objektif iyiniyet kurallarına göre belirlemenin daha doğru bir davranış olacağı kanısındayız.
Genel hükümlere özgü kavramların iş hukukuna uygulanması durumunda, uygun dönüşüm ve değişimlere uğraması doğaldır. Bu kavramlardan birisi de sözleşmeler hukuku kavramı olan “imkansızlık”tır. Bu kavramın iş hukukunda “beklenilmezlik” olarak çevrilmesinin daha doğru olacağı doktrinde kabul görmektedir.4 Bu kavramla beraber imkansızlık kavramı daha geniş tutulmakta, sadece maddi imkansızlık değil objektif iyiniyet kuralları gereği işçinin edimini ifa etmesinin beklenemeyeceği diğer hallerde imkansızlık kavramı içinde yer almaktadır. Böylece iş güvencesinin kapsamı geniş tutulmaktadır.5
Doktrindeki bir görüşe6 göre, iş sözleşmesinin askıya alınma koşulları kendiliğinden oluşmaktadır. Çünkü iş sözleşmesinin askıya alınması kurumu tutarlı bir teorik temele dayalı, belirli koşulların gerçekleşmesiyle kendiliğinden oluşan bir hukuki kurumdur. Bu nedenle hakim, iş sözleşmesinin askıda kaldığı iddiasıyla karşılaştığında sadece kanun ya da sözleşme ile sınırlı kalmayacak, koşulların varlığını saptadığı anda sözleşmenin askıda kaldığına hükmedebilecektir.7 Böylece iş güvencesi hükümleri daha da güçlenerek yasada öngörülmeyen ya da eksik düzenlenmiş askı hallerinde boşlukların doldurulması sağlanmış olacaktır.
4. İş sözleşmesinin Askıya Alınmasının Koşulları
Hukukumuzda askı halinin doğumu için belirli koşulların varlığı aranmaktadır. Bu koşullar, aşağıda ayrıntılı bir şekilde açıklayacağımız gibi, ifa ve ifayı kabul imkansızlığı, ifa etmemenin geçici olması, ifa zamanının esaslı olmaması ve ifa etmemenin kusursuz olmasıdır. Bu koşullar her türlü iş sözleşmeleri için uygulanabilecektir.
Belirli süresi olan veya belirsiz süreli olan her türlü iş sözleşmesinde askı hali uygulanabilir. Ancak geçici işçiler açısından ise, belirli süreli iş sözleşmeleri bakımından, geçici bir işgücü ihtiyacı olmaksızın, sürekli nitelikteki işler için geçici işçi adı altında zincirleme belirli süreli iş sözleşmeleri ile işçi çalıştırılması durumunda, sözleşme belirli süreli olarak kabul edilemeyecektir. Sözleşme konusu işin sürekli bir iş niteliğinde olması ve geçici bir işgücü ihtiyacı da içermemesi nedeniyle, sözleşme baştan itibaren belirsiz süreli iş sözleşmesi olarak nitelenecektir (İşK.m.11/2). Geçici işçinin birbirini takip eden iş sözleşmeleri arasında çalışmadan geçirdiği dönemler, iş sözleşmesinin askıda kaldığı durumlardan birisi olarak değerlendirilecektir. Dolayısıyla, askı halinin hüküm ve sonuçları, geçici işçilerin birbirini takip eden çalışma dönemleri arasında çalışmadan geçirdiği dönemlerde uygulama alanı bulacaktır.8
4.1. İfa veya İfayı Kabulün İmkansızlığı
İş sözleşmesinin askıya alınabilmesi için ilk olarak işçinin iş görme edimini ifa imkansızlığının ortaya çıkmış bulunması gerekmektedir. İşçini kendi kusuru olmaksızın ve iradesi dışında gelişen olaylar nedeniyle ya da kanuni haklarını kullanma nedeni ile borcunu yerine getirememiş olması maddi veya manevi imkansızlık hallerini doğurabilir. Burada dikkat edilecek olan ölçüt “ beklenilmezlik” ve maddi/manevi imkansızlık hallerinin olmasıdır. Maddi imkansızlık hallerine örnek olarak ; iş kazasına uğrama, doğum yapma, hastalanma, tutuklanma gibi nedenler verilebilir. Manevi imkansızlık hallerine ise evlilik, yakın birinin ölümü, yasal greve katılma halleri örnek olarak gösterilebilir.
Bazı hallerde ise işverenin ifayı kabul imkansızlığı doğmaktadır. Ancak burada “beklenilmezlik” değil sadece maddi imkansızlık ölçütüne başvurulacaktır. İşveren açısından ortaya çıkabilecek maddi imkansızlık hallerine örnek olarak doğal afetler, yangın, yasama ve yürütme organlarınca konulmuş ithalat ve hammadde yasakları verilebilir.9 Bu halleri İşK. md. 24/3 bendinde ki zorlayıcı nedenler hükmü içerisine koyabiliriz.
4.2. İfa Etmemenin Geçici Olması
İş sözleşmesinin askıda kalmasının diğer bir koşulu da ifa etmemenin geçici olmasıdır. İfa süresi içinde ortaya çıkan engeller iş görme ediminin sonradan ifasını tamamen ortadan kaldırıyorsa borç ilişkisini sona erdiren devamlı imkansızlık olmaktadır. Ancak imkansızlık geçici nitelikte ise ve bu geçici süre içinde işçini iş görme edimini yerine getirmesine yahut işverenin ifayı kabulüne engel oluyor ise geçici imkansızlık hali söz konusu olacaktır.
İş mevzuatımızda geçicilik kavramının ne olduğu hususunda bir düzenleme bulunmamakla beraber BK. md. 344’te “Muhik sebeplerden dolayı gerek işçi gerek iş sahibi, bir ihbara lüzum olmaksızın her vakit akdi feshedebilir.Ezcümle ahlaka müteallik sebeplerden dolayı yahut hüsnü niyet kaideleri noktasından iki taraftan birini artık akdi icra etmemekte haklı gösteren her hal, muhik bir sebep teşkil eder. Bu gibi hallerin mevcudiyetini hakim takdir eder. Fakat işçinin kendi kusuru olmaksızın düçar olduğu nispeten kısa bir hastalığı yahut kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa etmesi, muhik sebep olarak kabul edilemez” denilerek geçiciliğin saptanması hakime bırakılmıştır.
Kanunda askı süresi belirlenmemişse iş görme engelinin süresinin geçici olup olmadığı belirli ölçütlerle belirlenebilmektedir. Öncelikle askı döneminin sınırını objektif iyiniyet kurallarına uygun olarak belirlememiz gerekecektir. Şayet iş ilişkisi işveren açısından katlanılmaz hale gelmiş ise işverenin iş sözleşmesini feshetmesi haklı görülmelidir.10 Buna karşılık Yargıtay askı süresince işe çağrılmayan işçinin işverene ihtarname göndererek iş başı yaptırılmasını isteyeceğini, bu ihtarname ile verilen süre içinde işçi işe başlatılmaz ise de süre sonunda iş sözleşmesinin feshedilebileceğini belirtmektedir.11
Ayrıca işçi ile işveren arasındaki iş ilişkisinin toplam süresi ile askı süresi arasındaki orantıya da dikkat etmek gerekmektedir. Örneğin; üç yıllık bir iş ilişkisinde ortaya çıkan dört haftalık bir hastalık süresi iş sözleşmesinin askıya alınmasına neden olacağı halde, üç aylık iş ilişkisinde meydana gelen üç haftalık hastalık iş sözleşmesinin feshine nedene olabilmektedir.12
Bir diğer ölçüt ise, işçiyi iş görme borcundan alıkoyan olayın niteliğidir. Aynı süre bir olayda askı süresi olarak nitelendirilebileceği gibi aynı süre başka bir olayda fesih nedeni olabilmektedir. Örneğin bir haftalık devamsızlık ağır hastalıkta askı süresi olarak kabul edilebilmekle beraber, evlenme ya da yakınının ölmesi durumlarında bu süre fesih sonucunu doğurmaktadır.13
Geçiciliğin saptanmasında bir diğer önemli ölçüt ise, işyerinde çalışamayan işçinin yerine başka bir işçinin çalışma zorunluluğunun ya da ihtiyacının ortaya çıkmış olup olmamasıdır.14 İşçinin çalışmamasına karşın işverenin işe işçi almadığı süreyi askıda kalma süresi olarak kabul etmek gerekmektedir.
Tartışmalı olan son ölçüt ise fesih bildirim süreleridir. İşçinin kıdemine göre belirlenen fesih süreleri içerisinde iş sözleşmesinin askıda kalınacağın, bu sürelerin aşılması halinde ise sözleşmenin feshedilebileceği görüşü de bulunmaktadır. Ancak kısa süreli askı hallerinde ( tanıklık, evlenme, yakının ölümü vb. ) söz konusu fesih süreleri bir ölçüt oluşturmaz. Ancak uzun süreli askı hallerinde ( geçici askerlik vb.) söz konusu süreler bir ölçüt olarak değerlendirilebilir.15
Belirli süreli iş sözleşmelerinde imkansızlık geçici nitelikte olmasına karşın sözleşmenin süresinden daha fazla sürecek ise bu halde iş sözleşmesi askıya alınmaz.16
İfa süresi içinde ortaya çıkan imkansızlık, geçici sayılamayacak derecede uzun yahut iş görmeyi yerine getirmesinde kesin ve devamlı bir engel oluyor ise burada iş sözleşmesinin askıda kaldığından söz etmek mümkün değildir. Örneğin; işçinin muvazzaf askerlik görevine gitmesi, işçinin milletvekili seçilmesi, işçinin hekim raporu yahut geçerli sağlık kurulu kararı ile saptanmış uzun sürecek bir hastalığının olması bu niteliktedir.17
Aynı şekilde yukarıda belirttiğimiz hususlar işverenin ifayı kabul imkansızlığı içinde geçerlidir. Ancak burada bir ifayı kabul imkansızlığının ortaya çıkması gerekmektedir.
İşçinin korunması ve iş güvenliği hükümlerinin sağlanması amacı ile, eğer imkansızlığın geçici olup olmadığı hususunda tereddüt yaşanıyor ise burada imkansızlığın geçici olduğuna ve diğer koşullarında varlığı halinde iş sözleşmesinin askıda kaldığına hükmetmemiz gerekmektedir.18
Kanun koyucular bazı hallerde askı süresinin ne kadar olacağı hususunu düzenlemişlerdir. Aynı şekilde toplu iş sözleşmesi tarafları kanundaki askı sürelerini işçi lehine değiştirebilecekleri gibi kanunda yer almayan yeni askı halleri ve süreleri de kararlaştırabileceklerdir.19
4.3. İfa Etmemenin Kusursuz Olması
Kural olarak iş sözleşmesinin askıya alınması için işçinin kusursuz olarak iş görme edimini yerine getirememesi gerekmektedir. İşçinin kusursuz olduğu hallere; hastalık hali, iş kazası ve meslek hastalığı, greve katılma hali gibi haller örnek olarak verilebilir.
4.4. İfa Zamanının Esaslı Olmaması
İş sözleşmesinin askıya alınması için gereken şartlardan biri de ifa zamanının esaslı olmaması halidir. Eğer taraflardan biri için ifa zamanı birincil önem taşıyorsa ve edimin belirli bir tarihte yerine getirilmesini istiyor ancak edim o tarihte yerine getirilemiyor ise sözleşmenin askıya alınması mümkün değildir.
İş sözleşmelerinde ifa zamanının esaslı olması bazen açık olarak belirtilmektedir. Söyle ki; sözleşmeye konulacak olan “en geç”, “kesin olarak”, “ mutlaka” gibi ifadelerle, edimin belirli bir zamanda yerine getirilmesinin önemi vurgulanmaktadır.20
Ancak bu tarzda bir ibarenin her zaman sözleşmeye eklenmesi gerekmemektedir. İş sözleşmesinde tarafların bu yöndeki iradesi işin niteliğinden de anlaşılabilmektedir. Örneğin, bir aşçı veya garsonla kısa bir turistik mevsim için anlaşan işveren, işçinin iş sözleşmesini askıya alma istemini kabul etmeyerek iş sözleşmesini feshetmesi pek doğaldır. Çünkü burada askı hali meydana gelseydi, mevsim geçtikten sonra yapılacak olan ifa sözleşmenin amacını sağlamayacak, işvereni tatmin etmeyecekti.21
5. İş Sözleşmesinin Askıya Alınma Halleri
İş sözleşmelerinin hangi hallerde sona ereceği kanunda belirtilmekle beraber işçi ve işveren arasında rıza bulunmak kaydı ile sözleşmelerle askı halleri belirlenebilir. Örneğin kanunda askı hallerinden sayılmayan muvazzaf askerlik görevi, tarafların anlaşmasıyla askı hallerinden biri olabilecektir. Yukarıda açıkladığımız askı koşullarının oluşabileceği her durum için askı hali sözleşmelerde düzenlenebilir.
Aşağıda kanunda düzenlenmiş olan askı hallerini ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz.
5.1 Geçici Süreli Askerlik veya Diğer bir Kanuni Ödev
İşK.’nun 31. maddesi geçici süreli askerlik yahut diğer bir kanuni ödev nedeni ile iş görme edimini yerine getiremeyen işçinin durumunu açıklamıştır. Söz konusu maddeye göre; “Muvazzaf askerlik ödevi dışında manevra veya herhangi bir sebeple silah altına alınan veyahut herhangi bir kanundan doğan çalışma ödevi yüzünden işinden ayrılan işçinin iş sözleşmesi işinden ayrıldığı günden başlayarak iki ay sonra işverence feshedilmiş sayılır.
İşçinin bu haktan faydalanabilmesi için o işte en az bir yıl çalışmış olması şarttır. Bir yıldan çok çalışmaya karşılık her fazla yıl için, ayrıca iki gün eklenir. Şu kadar ki bu sürenin tamamı doksan günü geçemez.
İş sözleşmesinin feshedilmiş sayılabilmesi için beklenilmesi gereken süre içinde işçinin ücreti işlemez. Ancak özel kanunların bu husustaki hükümleri saklıdır. Bu süre içinde iş sözleşmesinin Kanundan doğan başka bir sebebe dayanılarak işveren veya işçi tarafından feshedildiği öteki tarafa bildirilmiş olsa bile, fesih için Kanunun gösterdiği süre bu sürenin bitiminden sonra işlemeye başlar. Ancak iş sözleşmesi belirli süreli olarak yapılmış ve sözleşme yukarıda yazılı süre içinde kendiliğinden sona eriyorsa bu madde hükümleri uygulanmaz.” demekle askı süresinin oluşabilmesi için gerekli koşulları belirlemiştir. Bu koşullar;
* İşçinin muvazzaf askerlik ödevi dışında manevra veya herhangi bir sebeple silah altına alınması veya kanundan doğan herhangi bir çalışma ödevi nedeni ile işten ayrılması.
* İşçinin en az bir yıl çalışmış olması.
Kanunda belirtilen haller sadece barış döneminde ve geçici süre için askere alınma için geçerlidir. Savaş döneminde veya seferberlik nedeniyle silah altına alınma halleri özel kurallara tabii olup, askıya alınma söz konusu değildir.22
Söz konusu madde hükmüne göre askı süresi en az iki aydır. İşçinin bir yılı aşan çalışmalarına karşılık her fazla yıl için askı süresine ayrıca iki gün eklenerek askı süresi fazlalaştırılabilir. Ancak her halde bu sürenin tamamı doksan günü geçemez diyerek askı süresinde bir kısıtlama getirmiştir.
İşçinin gitmiş olduğu görevin geçici nitelik taşıması gerekmektedir. Uzun dönemi kapsayan muvazzaf askerlik ödevi geçici nitelik taşımayacağından iş sözleşmesinin askıya alınması halini doğurmayacaktır.23
İşK. md. 31’de belirtilen süreler içinde işçinin ücreti işlemez. Ayrıca işveren bu süre içerisinde yapacağı fesih bildirimleri de, askı süresi sonunda işlemeye başlayacaktır.24 Ancak iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesi ise ve bu süre askı hali içerisinde sona eriyor ise belirli sürenin sonunda iş sözleşmesi kendiliğinden son bulacaktır.
5.2 Hastalık
Hastalık nedeni ile iş sözleşmesinin askıda kalması için işçinin kendi kusuru olmaksızın hastalanması, hastalığının olağanüstü derecede ağır olmaması25 ve bu hastalığın geçici olması gerekmektedir.26 İşK. md. 25/1.f.1.b’de söz konusu hüküm şöyle açıklanmıştır; “...işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar...” Şu halde; işverenin iş sözleşmesini işçinin kendi kusurundan oluşmayan hastalık nedenine dayandırarak bildirimsiz feshetmesi için gereken süre İşK. md. 17’de belirtilen sürelere eklenecek olan altı haftadır. Bu süre zarfı içinde iş sözleşmesi askıda kalacak ve işçi ücret talep edemeyecektir. Buna karşılık işçinin SSK’ndan geçici iş göremezlik ödeneği adı altında, ücretinin bir bölümünü alması söz konusudur.27 Ancak burada önemle belirtmeliyiz ki; işçinin mazeretli hastalık halinde maktu aylığında herhangi bir kesinti yapılmayacaktır. Bu konuyla ilgili düzenleme İşK. md. 49/4’te yer almaktadır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki söz konusu hastalığın önceki bölümlerde de açıkladığımız gibi, uzun süreli olmaması gerekmektedir. Hastalık süresinin uzun süreli olup olmadığı, geçici olma koşullarına uyup uymamasına göre çözülebilmektedir.
Kanun metninde belirtilen diğer bir husus ise, işçinin bu hastalığı işverene bildirmesidir. İşçi bu bildirime ek olarak, işverene ayrıca bir doktor raporu vermelidir. Burada amaçlanan, işverenin işçinin hastalığının gerçek olup olmadığını araştırabilmesi ve hastalanan işçi nedeniyle işin aksamasına engel olmak için önlem alınmış olmasıdır. Söz konusu koşul İşK.’nda belirtilmemekle beraber, bu koşulun MK. md. 2’de belirtilen dürüstlük kuralından çıkarılması mümkündür.28
Kanunda belirtilen sürelerin geçmesi halinde işverenin fesih hakkı doğduğu halde sözleşme feshedilmiyor ise, askı halinin devam edeceği muhakkaktır.29
5.3 Gebelik ve Doğum ( Analık)
İş Kanunu’nda doğum ve gebeliğe ait maddeler İşK.’nun 25. ve 74. maddelerinde belirtilmiştir. Söz konusu maddeleri kısaca hatırlamamız gerekir ise 25. madde; “(a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez.” demekte, 74. madde ise; “ Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir.
Yukarıda öngörülen süreler işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler hekim raporu ile belirtilir.
Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir.
Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz.
İsteği halinde kadın işçiye, onaltı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde on sekiz haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz.
Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.” hükümleri getirerek doğum ve gebelik halleri halinde ki askı halleri düzenlenmektedir.
Şu halde kadın işçinin analık ( doğum ve gebelik) nedeniyle iş sözleşmesinin askıya alınması için gereken ilk koşul, kadının gebe kalmasıdır. Ancak gebelik döneminin tümü değil, sadece son sekiz haftası ( çoğul gebelik halinde on hafta) korunmuştur. İkinci koşul, kadın işçinin doğum yapmış olmasıdır. Üçüncü koşul ise, kadın işçinin gebelik durumunu ve muhtemel doğum tarihini işverene bildirmesi gerektiğidir. Ancak kadın işçi bu koşullara uymaz ise, koruyucu hükümlerden yine de yararlanacaktır.30
Yukarıda belirttiğimiz koşulların varlığı halinde, iş sözleşmesinin askıda kalma süresi İşK md. 74’te yer alan süreler ve İşK. md. 25’te yer alan sürelerin toplamı kadar olacaktır. İşK. md. 74’te yer alan süreler doğumdan önce sekiz, doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere on altı hafta ( çoğul gebelikte on sekiz hafta) dır. Söz konusu askıda kalma hali arasında kadının düşük yapması da yer almaktadır. Bu süreler esnasında iş sözleşmesi askıda kalmaktadır. Bu süre zarfında işçi ücret isteyemez.
5.4 Zorlayıcı Nedenler
Zorlayıcı nedenler İşK. md. 24/3 ve 25/3’te hükme bağlanmıştır. Söz konusu 24/3’e göre; “...İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa.” hali, 25/3 maddesinde ise; “...İşçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması.” hali düzenlenmiştir. Söz konusu hallerin ortaya çıkması halinde iş sözleşmesi bir hafta süre ile askıda kalmaktadır.
İşveren açısından zorlayıcı nedenlere örnek olarak; işletmenin faaliyete ara vermesine, geçici olarak kapanmasına yol açan ekonomik teknik zaruretler, yangın, deprem ve su basması gibi doğal afetler gelmektedir.31
Ancak söz konusu olan zorlayıcı neden bir haftayı aşar ise fesih için haklı neden oluşmaktadır. Ancak sözleşme feshedilmediği sürece, askı hali devam etmiş sayılacaktır.
Şu halde işçiyi geçici ifa imkansızlığı içinde bırakan bir zorlayıcı durum yoksa, askı hali meydana gelmeyecek ve işveren iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilecektir.32 Aynı durum işveren için de geçerlidir.
Söz konusu askı süresi içinde istisnai olarak ücret ödenecektir. Bu süreler için ne kadar ücret ödeneceği İşK. md. 40’ta belirlenmiştir. Söz konusu hükme göre; “24 ve 25 inci maddelerin (III) numaralı bentlerinde gösterilen zorlayıcı sebepler dolayısıyla çalışamayan veya çalıştırılmayan işçiye bu bekleme süresi içinde bir haftaya kadar her gün için yarım ücret ödenir.” denilmekle ücret miktarı kanunda belirlenmiştir.
5.5 Gözaltına Alınma ve Tutukluluk Hali
Gözaltına alınma ve tutukluluk hali İşK. md 25’te hükme bağlanmıştır. Söz konusu madde metnine göre; “...İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17 nci maddedeki bildirim süresini aşması...” halinde söz konusu süre içerisinde iş sözleşmesi askıda kalacak, ancak bildirim süresinin aşılması halinde işveren tarafından iş sözleşmesi haklı nedenle feshedilebilecektir. Ancak feshin kullanılmadığı zaman içerisinde iş sözleşmesinin askı halinin devam ettiği muhakkaktır.
5.6 Grev ve Lokavt
Grevi, işçilerin bir daha o işyerinde çalışmamak için değil, toplu iş sözleşmesinin yapılması esnasında ortaya çıkan uyuşmazlıkları kendi lehlerine çözmek amacı ile yapmış oldukları bir ekonomik baskı uygulaması olarak tanımlayabiliriz. Grev işçiler için AY. İle güvence altına alınmış olmakla beraber işe devamsızlığı da meşru kılan bir nitelik taşımaktadır.33 Grev ve lokavt hakkındaki düzenleme 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda düzenlenmiştir. TİSGLK md. 42’ye göre; “Kanuni bir grev kararının alınmasına katılma, böyle bir kararın alınmasını teşvik etme, böyle bir greve katılma veya böyle bir greve katılmaya teşvik etme sebebiyle bir işçinin hizmet akti feshedilemez.
Kanuni bir greve katılanlar ile 38 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca işyerinde çalışmayı arzu edip işveren tarafından çalıştırılmayan işçilerin hizmet akitlerinden doğan hak ve borçları,grevin sona ermesine kadar askıda kalır.
Kanuni lokavta uğramış olan işçilerin hizmet akitlerinden doğan hak ve borçları, lokavtın sona ermesine kadar askıda kalır.
İşveren, grev ve lokavt sebebiyle akdi ilişkileri askıda kalan işçilerin grev veya lokavtın başlamasından önce işleyen ücretlerini ve eklerini mutad ödeme gününde ödemek zorundadır. Ödemeyi yapacak personel de bu hususta çalışmaya mecburdur. Aksi halde 40 ıncı maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.”
Grev ve lokavt süresince hizmet akitleri askıda kalan işçilere bu dönem için işverence ücret ve sosyal yardımlar ödenemez, bu süre kıdem tazminatı hesabında dikkate alınamaz. Toplu iş sözleşmelerine veya hizmet akitlerine bunların aksine hüküm konulamaz.
Grev ve lokavt süresince işçiler Sosyal Sigortalar Kanununun ilgili hükümlerinden yararlanmaya devam ederler.”
Söz konusu maddeye göre yasal bir grev ya da lokavtın uygulanması halinde, iş sözleşmelerinden doğan hak ve borçları grev ya da lokavtın bitmesine kadar askıda kalacaktır. Askıya uğrayan iş sözleşmesi değil, sözleşmeden doğan temel edimler yani çalışma ve ücret ödemedir.34 Ancak şunu önemle belirtmemiz gerekir ki temel edimler askıda kalsa bile yan edimlerin devam edeceği muhakkaktır.35 Yan edimlere örnek olarak işçinin itaat borcu ve sadakat borcu ile işverenin işçiyi gözetme borcunu örnek olarak verebiliriz. Ancak bu konuyu daha sonra inceleyeceğimiz için ayrıntılı bilgiyi sonraki bölümlerde vereceğiz.
Madde metni sadece greve katılan işçilerin sözleşmelerinin değil, greve katılmayıp işyerinde çalışmayı arzu edip işveren tarafından çalıştırılmayan işçilerin sözleşmelerinin de askıda kalacağını hükme bağlamıştır.
Grev ya da lokavt yani askı süresince süreli fesih bildiriminde bulunulabilir ancak bu süreler askı hali bittikten sonra işlemeye başlayacaktır.36 Hatta bu ihbar süreleri grev ya da lokavttan önce yapılmış olsa dahi askı süreleri içinde ihbar süreleri işlemez ancak askı süresinin bitiminden sonra kaldığı yerden devam eder. Ayrıca grev ya da lokavt esnasında sözleşmenin peşin parayla feshine imkan tanınmamalıdır.37 Ancak grev/lokavt esnasında haklı nedenle feshe neden olabilecek bir nedenin varlığı ortaya çıkmış ise yahut belirli süreli iş sözleşmesinin bitim tarihi askı sürelerine denk gelmiş ise sözleşmenin son bulacağı açıktır.
Grev/ lokavtın sona ermesinden sonra işverenin işçiyi işe başlatması zorunludur. Aksi halde işveren temerrüde düşmüş sayılacaktır. Aynı şekilde işçilerinde askı süresi sona erdikten sonra işe başlamaları gerekmektedir. İşe başlamazlar ise işçinin temerrüdü ortaya çıkacaktır. Bu halde işveren işçileri haklı nedenle işten çıkarabilecek ve yerlerine yeni işçi alabilecektir.38
İşçinin grevin başladığı tarihte hasta olması ya da iznini kullanması nedeniyle işe gelmemesi halinde greve katıldığı varsayımının oluşması doğru değildir. Bu halde işçiyi grevci olarak düşünemeyiz. Ancak işçinin işe gelememesini haklı kılan hallerin sona ermesinden sonra işe gelmemesi halinde işçiyi greve katılmış saymamız gerekmektedir.39
Söz konusu maddede işçilere söz konusu süreler içinde ücret ve ikramiye, prim, taşıt parası gibi sosyal yardımların ödenmeyeceği açıkça belirtilmiştir. Ancak kanun metninde grev/lokavt sonunda dahi askı süresinde işlemiş olan ücret ve sosyal yardımların işverence ödemeyeceğini düzenlemiştir. Buna rağmen işverence bu tür bir ödeme yapılmış ise BK. md 62 gereği işverenin bu ödemeyi hataen yaptığını ispat etmediği sürece geri alamayacaktır.40
Grev ve lokavtta askı süresi çalışılmış süre olmayacağı için işçilerin yıllık ücretli izin alacaklarının hesaplanmasında askı süreleri göz önünde bulundurularak, ücretli izin alacaklarının doğumunu sağlayan yıllık çalışma süresinin gerçekleşmesini de geciktirirler.41
Ancak önemle belirtmeliyiz ki yukarıda açıklanan askı halleri sadece yasal grev ve lokavt halleri içindir. Yasadışı olarak yapılan grev ve lokavtta, askı süreleri oluşmayacak, iş sözleşmesi feshedilebilecektir.
Genel hükümlere göre kaynağı ne olursa olsun sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmemesi ya da uygun yerine getirilmemesi halinde sözleşmeye aykırılık hali oluşmakta, bu halde de borçlunun sorumluluğu doğmaktadır. Borcun yerine getirilmemesi halinde ise sözleşme fesihle sona erebilecektir. Ancak bu durum özel kanunlardan biri olan 4857 sayılı Kanun ile işçi lehine düzenlenmiş ve işçi-işveren arasında denge sağlanmaya çalışılmıştır.
İş Kanunu ile getirilen iş güvencesi kavramı ile gelişen en önemli hukuki tekniklerden biri olan askıda kalma ile belirli koşulların varlığı halinde iş sözleşmesi sona erdirilmeyip geçici bir süre askıda kalmaktadır. Gerçekten de hastalık ve kaza hallerinde, gebelik ve doğumda, gözaltına alınma ve tutukluluk halinde, grev ve lokavtta, ailevi nedenlerde, genel ekonomik krizde iş sözleşmesinin sürdürülmesi geçici olarak olanaksız duruma gelmektedir. Bu gibi durumlarda işçinin sözleşmesinin feshi yahut iş sözleşmesinin sona ermesi gibi hukuki sonuçlar meydana gelirse, iş güvencesi hükümlerinden söz etmek pek mümkün olmayacaktır. Şu halde geçici ve kusursuz bir şekilde meydana gelen bu gibi hallerde iş sözleşmesi askıda kalmakta ve işe devamsızlık hali meşru bir hale gelmektedir.1
İş mevzuatımızda iş sözleşmesinin askıya alınmasının tanımı ve koşulları, hüküm ve sonuçları düzenlenmemiştir. Çalışmamızda öncelikle iş güvencesi kavramına kısaca değinilecek, daha sonra genel hükümlerdeki ve iş mevzuatındaki askıda kalma halleri, koşulları, hüküm ve sonuçları incelenecektir.
1. İş Güvencesi ve Askıda Kalma Arasındaki İlişki
İş güvencesi kavramı, genel bir ifadeyle işçinin işveren tarafından yapılacak fesihlere karşı korunması ve iş ilişkisine süreklilik kazandırılmasıdır. İş hukuku öncelikle işçiyi korumak için düzenlenmiş bir hukuk dalıdır. Bunun iki nedeni vardır. Bunlardan ilki işçinin kişisel olarak işverene bağlı oluşudur. Şöyle ki; işçi işverene malvarlığı ile değil onun hizmetinde çalışarak sorumlu olmaktadır. İkinci neden ise, işçinin ekonomik olarak işverene bağlı olmasıdır. Şöyle ki, bir başkasının hizmetinde çalışan kişinin, geçimini sağlamak için o kişiye bağlı bulunması halinde işçi ekonomik olarak işverene bağlı hale gelmesi muhakkaktır. İşte bu ekonomik ve kişisel bağlılıktan ötürü oluşabilecek tehlikeleri en aza indirmek iş hukukunun ilk ve en önemli görevidir.2
İşte yukarıda belirttiğimiz nedenlerden ötürü ilk olarak 4773 sayılı Kanun ile daha sonra da 4857 sayılı İş Kanunu ile iş güvencesi kavramı mevzuatımıza girmiştir. Önceki mevzuatta işçinin hakları kanunda yer almasına karşın bu haklar kağıt üzerinde kalmaktaydı. Çünkü işçi haklarını aramaya kalkıştığı zaman işveren tarafından kolayca iş sözleşmesi feshedilmekte, dava açıldığı taktirde de sadece tazminatlarını alabilmekte lakin işini kaybetmekteydi. Ancak 22.05.2003 tarihinden itibaren yasal iş güvencesi İş Kanunu içerisinde yer almıştır. Böylelikle askıda kalma hallerinin hükümleri de tam olarak işlerliğini kazanmış olmaktadır.
İş güvencesi sadece 4857 sayılı İş Kanunu ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun ( Basın İş Kanunu) için geçerli olup Deniz İş Kanunu İçin geçerli bir düzenleme söz konusu değildir.
2. Genel Hükümlere Göre Sözleşmelerin Askıya Alınması
Her ne kadar 4857 sayılı İş Kanunu ile iş sözleşmelerinin askıda kalma halleri belirlenmiş ise de Borçlar Kanunu’nun 328 ve 344. maddeleri de askıda kalma hallerini incelemektedir. Buna göre BK. md. 328; “Uzun müddet için yapılan hizmet akdinde, işçi hastalıktan ve askerlikten veya bu gibi sebeplerden dolayı kusuru olmaksızın nispeten kısa bir müddet için işi ifa edemediği takdirde o müddet için ücret istemeğe hakkı vardır.” demekle işçinin işini geçici ve kusuru olmaksızın yerine getirmemesi hallerinde çalışamadığı süreler için ücret isteyebileceğini hükme bağlamıştır. Aynı şekilde BK. md 344’e göre ise; “Muhik sebeplerden dolayı gerek işçi gerek iş sahibi, bir ihbara lüzum olmaksızın her vakit akdi feshedebilir.Ezcümle ahlaka müteallik sebeplerden dolayı yahut hüsnü niyet kaideleri noktasından iki taraftan birini artık akdi icra etmemekte haklı gösteren her hal, muhik bir sebep teşkil eder. Bu gibi hallerin mevcudiyetini hakim takdir eder. Fakat işçinin kendi kusuru olmaksızın düçar olduğu nispeten kısa bir hastalığı yahut kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa etmesi, muhik sebep olarak kabul edilemez.” hükmü getirilmiş ve böylece işverenin keyfi olarak işçiyi işten çıkarması önlenmiş, ancak belirli koşulların varlığı halinde işçiyi işten çıkarmanın geçerli olacağı hükme bağlanmıştır.
3. İş Sözleşmelerinin Askıya Alınmasının Hukuki Temeli
İş Hukukunda askıda kalma teorisinin önemli olmasının nedeni, iş güvencesinin geliştirdiği en önemli tekniklerden biri olmasıdır. Ancak diğer sürekli borç ilişkisi yaratan sözleşmelerde olduğu gibi iş sözleşmesinin her tür ihlali haklı nedenle feshi doğurmayacaktır. Çünkü uzun sürebilecek sürekli borç ilişkisine başlanmakla, sözleşmenin ilerleyen aşamalarında ortaya çıkabilecek geçici ve ufak aksaklıkların doğumu göze alınmaktadır. Ancak işçi kendi kusuru ile temerrüde düşmüş ise iş sözleşmesi haklı nedenle feshedilebilecektir. İşçinin kusursuz olarak işini ifa edememesi halinde ise işveren objektif iyi niyet kurallarına göre uygun bir süre bekleyecek ancak bu süreden sonra sözleşmeyi feshedebilecektir.3 Kanımızca da işverenin ifa engelinin sona ermesini beklemesi hakkaniyete uygun bir davranış değildir. Çünkü çok uzun sürebilecek ifa engelinin beklenmesi bu halde de işveren açısından olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. Bu nedenle askı döneminin sınırlarını objektif iyiniyet kurallarına göre belirlemenin daha doğru bir davranış olacağı kanısındayız.
Genel hükümlere özgü kavramların iş hukukuna uygulanması durumunda, uygun dönüşüm ve değişimlere uğraması doğaldır. Bu kavramlardan birisi de sözleşmeler hukuku kavramı olan “imkansızlık”tır. Bu kavramın iş hukukunda “beklenilmezlik” olarak çevrilmesinin daha doğru olacağı doktrinde kabul görmektedir.4 Bu kavramla beraber imkansızlık kavramı daha geniş tutulmakta, sadece maddi imkansızlık değil objektif iyiniyet kuralları gereği işçinin edimini ifa etmesinin beklenemeyeceği diğer hallerde imkansızlık kavramı içinde yer almaktadır. Böylece iş güvencesinin kapsamı geniş tutulmaktadır.5
Doktrindeki bir görüşe6 göre, iş sözleşmesinin askıya alınma koşulları kendiliğinden oluşmaktadır. Çünkü iş sözleşmesinin askıya alınması kurumu tutarlı bir teorik temele dayalı, belirli koşulların gerçekleşmesiyle kendiliğinden oluşan bir hukuki kurumdur. Bu nedenle hakim, iş sözleşmesinin askıda kaldığı iddiasıyla karşılaştığında sadece kanun ya da sözleşme ile sınırlı kalmayacak, koşulların varlığını saptadığı anda sözleşmenin askıda kaldığına hükmedebilecektir.7 Böylece iş güvencesi hükümleri daha da güçlenerek yasada öngörülmeyen ya da eksik düzenlenmiş askı hallerinde boşlukların doldurulması sağlanmış olacaktır.
4. İş sözleşmesinin Askıya Alınmasının Koşulları
Hukukumuzda askı halinin doğumu için belirli koşulların varlığı aranmaktadır. Bu koşullar, aşağıda ayrıntılı bir şekilde açıklayacağımız gibi, ifa ve ifayı kabul imkansızlığı, ifa etmemenin geçici olması, ifa zamanının esaslı olmaması ve ifa etmemenin kusursuz olmasıdır. Bu koşullar her türlü iş sözleşmeleri için uygulanabilecektir.
Belirli süresi olan veya belirsiz süreli olan her türlü iş sözleşmesinde askı hali uygulanabilir. Ancak geçici işçiler açısından ise, belirli süreli iş sözleşmeleri bakımından, geçici bir işgücü ihtiyacı olmaksızın, sürekli nitelikteki işler için geçici işçi adı altında zincirleme belirli süreli iş sözleşmeleri ile işçi çalıştırılması durumunda, sözleşme belirli süreli olarak kabul edilemeyecektir. Sözleşme konusu işin sürekli bir iş niteliğinde olması ve geçici bir işgücü ihtiyacı da içermemesi nedeniyle, sözleşme baştan itibaren belirsiz süreli iş sözleşmesi olarak nitelenecektir (İşK.m.11/2). Geçici işçinin birbirini takip eden iş sözleşmeleri arasında çalışmadan geçirdiği dönemler, iş sözleşmesinin askıda kaldığı durumlardan birisi olarak değerlendirilecektir. Dolayısıyla, askı halinin hüküm ve sonuçları, geçici işçilerin birbirini takip eden çalışma dönemleri arasında çalışmadan geçirdiği dönemlerde uygulama alanı bulacaktır.8
4.1. İfa veya İfayı Kabulün İmkansızlığı
İş sözleşmesinin askıya alınabilmesi için ilk olarak işçinin iş görme edimini ifa imkansızlığının ortaya çıkmış bulunması gerekmektedir. İşçini kendi kusuru olmaksızın ve iradesi dışında gelişen olaylar nedeniyle ya da kanuni haklarını kullanma nedeni ile borcunu yerine getirememiş olması maddi veya manevi imkansızlık hallerini doğurabilir. Burada dikkat edilecek olan ölçüt “ beklenilmezlik” ve maddi/manevi imkansızlık hallerinin olmasıdır. Maddi imkansızlık hallerine örnek olarak ; iş kazasına uğrama, doğum yapma, hastalanma, tutuklanma gibi nedenler verilebilir. Manevi imkansızlık hallerine ise evlilik, yakın birinin ölümü, yasal greve katılma halleri örnek olarak gösterilebilir.
Bazı hallerde ise işverenin ifayı kabul imkansızlığı doğmaktadır. Ancak burada “beklenilmezlik” değil sadece maddi imkansızlık ölçütüne başvurulacaktır. İşveren açısından ortaya çıkabilecek maddi imkansızlık hallerine örnek olarak doğal afetler, yangın, yasama ve yürütme organlarınca konulmuş ithalat ve hammadde yasakları verilebilir.9 Bu halleri İşK. md. 24/3 bendinde ki zorlayıcı nedenler hükmü içerisine koyabiliriz.
4.2. İfa Etmemenin Geçici Olması
İş sözleşmesinin askıda kalmasının diğer bir koşulu da ifa etmemenin geçici olmasıdır. İfa süresi içinde ortaya çıkan engeller iş görme ediminin sonradan ifasını tamamen ortadan kaldırıyorsa borç ilişkisini sona erdiren devamlı imkansızlık olmaktadır. Ancak imkansızlık geçici nitelikte ise ve bu geçici süre içinde işçini iş görme edimini yerine getirmesine yahut işverenin ifayı kabulüne engel oluyor ise geçici imkansızlık hali söz konusu olacaktır.
İş mevzuatımızda geçicilik kavramının ne olduğu hususunda bir düzenleme bulunmamakla beraber BK. md. 344’te “Muhik sebeplerden dolayı gerek işçi gerek iş sahibi, bir ihbara lüzum olmaksızın her vakit akdi feshedebilir.Ezcümle ahlaka müteallik sebeplerden dolayı yahut hüsnü niyet kaideleri noktasından iki taraftan birini artık akdi icra etmemekte haklı gösteren her hal, muhik bir sebep teşkil eder. Bu gibi hallerin mevcudiyetini hakim takdir eder. Fakat işçinin kendi kusuru olmaksızın düçar olduğu nispeten kısa bir hastalığı yahut kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa etmesi, muhik sebep olarak kabul edilemez” denilerek geçiciliğin saptanması hakime bırakılmıştır.
Kanunda askı süresi belirlenmemişse iş görme engelinin süresinin geçici olup olmadığı belirli ölçütlerle belirlenebilmektedir. Öncelikle askı döneminin sınırını objektif iyiniyet kurallarına uygun olarak belirlememiz gerekecektir. Şayet iş ilişkisi işveren açısından katlanılmaz hale gelmiş ise işverenin iş sözleşmesini feshetmesi haklı görülmelidir.10 Buna karşılık Yargıtay askı süresince işe çağrılmayan işçinin işverene ihtarname göndererek iş başı yaptırılmasını isteyeceğini, bu ihtarname ile verilen süre içinde işçi işe başlatılmaz ise de süre sonunda iş sözleşmesinin feshedilebileceğini belirtmektedir.11
Ayrıca işçi ile işveren arasındaki iş ilişkisinin toplam süresi ile askı süresi arasındaki orantıya da dikkat etmek gerekmektedir. Örneğin; üç yıllık bir iş ilişkisinde ortaya çıkan dört haftalık bir hastalık süresi iş sözleşmesinin askıya alınmasına neden olacağı halde, üç aylık iş ilişkisinde meydana gelen üç haftalık hastalık iş sözleşmesinin feshine nedene olabilmektedir.12
Bir diğer ölçüt ise, işçiyi iş görme borcundan alıkoyan olayın niteliğidir. Aynı süre bir olayda askı süresi olarak nitelendirilebileceği gibi aynı süre başka bir olayda fesih nedeni olabilmektedir. Örneğin bir haftalık devamsızlık ağır hastalıkta askı süresi olarak kabul edilebilmekle beraber, evlenme ya da yakınının ölmesi durumlarında bu süre fesih sonucunu doğurmaktadır.13
Geçiciliğin saptanmasında bir diğer önemli ölçüt ise, işyerinde çalışamayan işçinin yerine başka bir işçinin çalışma zorunluluğunun ya da ihtiyacının ortaya çıkmış olup olmamasıdır.14 İşçinin çalışmamasına karşın işverenin işe işçi almadığı süreyi askıda kalma süresi olarak kabul etmek gerekmektedir.
Tartışmalı olan son ölçüt ise fesih bildirim süreleridir. İşçinin kıdemine göre belirlenen fesih süreleri içerisinde iş sözleşmesinin askıda kalınacağın, bu sürelerin aşılması halinde ise sözleşmenin feshedilebileceği görüşü de bulunmaktadır. Ancak kısa süreli askı hallerinde ( tanıklık, evlenme, yakının ölümü vb. ) söz konusu fesih süreleri bir ölçüt oluşturmaz. Ancak uzun süreli askı hallerinde ( geçici askerlik vb.) söz konusu süreler bir ölçüt olarak değerlendirilebilir.15
Belirli süreli iş sözleşmelerinde imkansızlık geçici nitelikte olmasına karşın sözleşmenin süresinden daha fazla sürecek ise bu halde iş sözleşmesi askıya alınmaz.16
İfa süresi içinde ortaya çıkan imkansızlık, geçici sayılamayacak derecede uzun yahut iş görmeyi yerine getirmesinde kesin ve devamlı bir engel oluyor ise burada iş sözleşmesinin askıda kaldığından söz etmek mümkün değildir. Örneğin; işçinin muvazzaf askerlik görevine gitmesi, işçinin milletvekili seçilmesi, işçinin hekim raporu yahut geçerli sağlık kurulu kararı ile saptanmış uzun sürecek bir hastalığının olması bu niteliktedir.17
Aynı şekilde yukarıda belirttiğimiz hususlar işverenin ifayı kabul imkansızlığı içinde geçerlidir. Ancak burada bir ifayı kabul imkansızlığının ortaya çıkması gerekmektedir.
İşçinin korunması ve iş güvenliği hükümlerinin sağlanması amacı ile, eğer imkansızlığın geçici olup olmadığı hususunda tereddüt yaşanıyor ise burada imkansızlığın geçici olduğuna ve diğer koşullarında varlığı halinde iş sözleşmesinin askıda kaldığına hükmetmemiz gerekmektedir.18
Kanun koyucular bazı hallerde askı süresinin ne kadar olacağı hususunu düzenlemişlerdir. Aynı şekilde toplu iş sözleşmesi tarafları kanundaki askı sürelerini işçi lehine değiştirebilecekleri gibi kanunda yer almayan yeni askı halleri ve süreleri de kararlaştırabileceklerdir.19
4.3. İfa Etmemenin Kusursuz Olması
Kural olarak iş sözleşmesinin askıya alınması için işçinin kusursuz olarak iş görme edimini yerine getirememesi gerekmektedir. İşçinin kusursuz olduğu hallere; hastalık hali, iş kazası ve meslek hastalığı, greve katılma hali gibi haller örnek olarak verilebilir.
4.4. İfa Zamanının Esaslı Olmaması
İş sözleşmesinin askıya alınması için gereken şartlardan biri de ifa zamanının esaslı olmaması halidir. Eğer taraflardan biri için ifa zamanı birincil önem taşıyorsa ve edimin belirli bir tarihte yerine getirilmesini istiyor ancak edim o tarihte yerine getirilemiyor ise sözleşmenin askıya alınması mümkün değildir.
İş sözleşmelerinde ifa zamanının esaslı olması bazen açık olarak belirtilmektedir. Söyle ki; sözleşmeye konulacak olan “en geç”, “kesin olarak”, “ mutlaka” gibi ifadelerle, edimin belirli bir zamanda yerine getirilmesinin önemi vurgulanmaktadır.20
Ancak bu tarzda bir ibarenin her zaman sözleşmeye eklenmesi gerekmemektedir. İş sözleşmesinde tarafların bu yöndeki iradesi işin niteliğinden de anlaşılabilmektedir. Örneğin, bir aşçı veya garsonla kısa bir turistik mevsim için anlaşan işveren, işçinin iş sözleşmesini askıya alma istemini kabul etmeyerek iş sözleşmesini feshetmesi pek doğaldır. Çünkü burada askı hali meydana gelseydi, mevsim geçtikten sonra yapılacak olan ifa sözleşmenin amacını sağlamayacak, işvereni tatmin etmeyecekti.21
5. İş Sözleşmesinin Askıya Alınma Halleri
İş sözleşmelerinin hangi hallerde sona ereceği kanunda belirtilmekle beraber işçi ve işveren arasında rıza bulunmak kaydı ile sözleşmelerle askı halleri belirlenebilir. Örneğin kanunda askı hallerinden sayılmayan muvazzaf askerlik görevi, tarafların anlaşmasıyla askı hallerinden biri olabilecektir. Yukarıda açıkladığımız askı koşullarının oluşabileceği her durum için askı hali sözleşmelerde düzenlenebilir.
Aşağıda kanunda düzenlenmiş olan askı hallerini ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz.
5.1 Geçici Süreli Askerlik veya Diğer bir Kanuni Ödev
İşK.’nun 31. maddesi geçici süreli askerlik yahut diğer bir kanuni ödev nedeni ile iş görme edimini yerine getiremeyen işçinin durumunu açıklamıştır. Söz konusu maddeye göre; “Muvazzaf askerlik ödevi dışında manevra veya herhangi bir sebeple silah altına alınan veyahut herhangi bir kanundan doğan çalışma ödevi yüzünden işinden ayrılan işçinin iş sözleşmesi işinden ayrıldığı günden başlayarak iki ay sonra işverence feshedilmiş sayılır.
İşçinin bu haktan faydalanabilmesi için o işte en az bir yıl çalışmış olması şarttır. Bir yıldan çok çalışmaya karşılık her fazla yıl için, ayrıca iki gün eklenir. Şu kadar ki bu sürenin tamamı doksan günü geçemez.
İş sözleşmesinin feshedilmiş sayılabilmesi için beklenilmesi gereken süre içinde işçinin ücreti işlemez. Ancak özel kanunların bu husustaki hükümleri saklıdır. Bu süre içinde iş sözleşmesinin Kanundan doğan başka bir sebebe dayanılarak işveren veya işçi tarafından feshedildiği öteki tarafa bildirilmiş olsa bile, fesih için Kanunun gösterdiği süre bu sürenin bitiminden sonra işlemeye başlar. Ancak iş sözleşmesi belirli süreli olarak yapılmış ve sözleşme yukarıda yazılı süre içinde kendiliğinden sona eriyorsa bu madde hükümleri uygulanmaz.” demekle askı süresinin oluşabilmesi için gerekli koşulları belirlemiştir. Bu koşullar;
* İşçinin muvazzaf askerlik ödevi dışında manevra veya herhangi bir sebeple silah altına alınması veya kanundan doğan herhangi bir çalışma ödevi nedeni ile işten ayrılması.
* İşçinin en az bir yıl çalışmış olması.
Kanunda belirtilen haller sadece barış döneminde ve geçici süre için askere alınma için geçerlidir. Savaş döneminde veya seferberlik nedeniyle silah altına alınma halleri özel kurallara tabii olup, askıya alınma söz konusu değildir.22
Söz konusu madde hükmüne göre askı süresi en az iki aydır. İşçinin bir yılı aşan çalışmalarına karşılık her fazla yıl için askı süresine ayrıca iki gün eklenerek askı süresi fazlalaştırılabilir. Ancak her halde bu sürenin tamamı doksan günü geçemez diyerek askı süresinde bir kısıtlama getirmiştir.
İşçinin gitmiş olduğu görevin geçici nitelik taşıması gerekmektedir. Uzun dönemi kapsayan muvazzaf askerlik ödevi geçici nitelik taşımayacağından iş sözleşmesinin askıya alınması halini doğurmayacaktır.23
İşK. md. 31’de belirtilen süreler içinde işçinin ücreti işlemez. Ayrıca işveren bu süre içerisinde yapacağı fesih bildirimleri de, askı süresi sonunda işlemeye başlayacaktır.24 Ancak iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesi ise ve bu süre askı hali içerisinde sona eriyor ise belirli sürenin sonunda iş sözleşmesi kendiliğinden son bulacaktır.
5.2 Hastalık
Hastalık nedeni ile iş sözleşmesinin askıda kalması için işçinin kendi kusuru olmaksızın hastalanması, hastalığının olağanüstü derecede ağır olmaması25 ve bu hastalığın geçici olması gerekmektedir.26 İşK. md. 25/1.f.1.b’de söz konusu hüküm şöyle açıklanmıştır; “...işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar...” Şu halde; işverenin iş sözleşmesini işçinin kendi kusurundan oluşmayan hastalık nedenine dayandırarak bildirimsiz feshetmesi için gereken süre İşK. md. 17’de belirtilen sürelere eklenecek olan altı haftadır. Bu süre zarfı içinde iş sözleşmesi askıda kalacak ve işçi ücret talep edemeyecektir. Buna karşılık işçinin SSK’ndan geçici iş göremezlik ödeneği adı altında, ücretinin bir bölümünü alması söz konusudur.27 Ancak burada önemle belirtmeliyiz ki; işçinin mazeretli hastalık halinde maktu aylığında herhangi bir kesinti yapılmayacaktır. Bu konuyla ilgili düzenleme İşK. md. 49/4’te yer almaktadır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki söz konusu hastalığın önceki bölümlerde de açıkladığımız gibi, uzun süreli olmaması gerekmektedir. Hastalık süresinin uzun süreli olup olmadığı, geçici olma koşullarına uyup uymamasına göre çözülebilmektedir.
Kanun metninde belirtilen diğer bir husus ise, işçinin bu hastalığı işverene bildirmesidir. İşçi bu bildirime ek olarak, işverene ayrıca bir doktor raporu vermelidir. Burada amaçlanan, işverenin işçinin hastalığının gerçek olup olmadığını araştırabilmesi ve hastalanan işçi nedeniyle işin aksamasına engel olmak için önlem alınmış olmasıdır. Söz konusu koşul İşK.’nda belirtilmemekle beraber, bu koşulun MK. md. 2’de belirtilen dürüstlük kuralından çıkarılması mümkündür.28
Kanunda belirtilen sürelerin geçmesi halinde işverenin fesih hakkı doğduğu halde sözleşme feshedilmiyor ise, askı halinin devam edeceği muhakkaktır.29
5.3 Gebelik ve Doğum ( Analık)
İş Kanunu’nda doğum ve gebeliğe ait maddeler İşK.’nun 25. ve 74. maddelerinde belirtilmiştir. Söz konusu maddeleri kısaca hatırlamamız gerekir ise 25. madde; “(a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez.” demekte, 74. madde ise; “ Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir.
Yukarıda öngörülen süreler işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler hekim raporu ile belirtilir.
Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir.
Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz.
İsteği halinde kadın işçiye, onaltı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde on sekiz haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz.
Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.” hükümleri getirerek doğum ve gebelik halleri halinde ki askı halleri düzenlenmektedir.
Şu halde kadın işçinin analık ( doğum ve gebelik) nedeniyle iş sözleşmesinin askıya alınması için gereken ilk koşul, kadının gebe kalmasıdır. Ancak gebelik döneminin tümü değil, sadece son sekiz haftası ( çoğul gebelik halinde on hafta) korunmuştur. İkinci koşul, kadın işçinin doğum yapmış olmasıdır. Üçüncü koşul ise, kadın işçinin gebelik durumunu ve muhtemel doğum tarihini işverene bildirmesi gerektiğidir. Ancak kadın işçi bu koşullara uymaz ise, koruyucu hükümlerden yine de yararlanacaktır.30
Yukarıda belirttiğimiz koşulların varlığı halinde, iş sözleşmesinin askıda kalma süresi İşK md. 74’te yer alan süreler ve İşK. md. 25’te yer alan sürelerin toplamı kadar olacaktır. İşK. md. 74’te yer alan süreler doğumdan önce sekiz, doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere on altı hafta ( çoğul gebelikte on sekiz hafta) dır. Söz konusu askıda kalma hali arasında kadının düşük yapması da yer almaktadır. Bu süreler esnasında iş sözleşmesi askıda kalmaktadır. Bu süre zarfında işçi ücret isteyemez.
5.4 Zorlayıcı Nedenler
Zorlayıcı nedenler İşK. md. 24/3 ve 25/3’te hükme bağlanmıştır. Söz konusu 24/3’e göre; “...İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa.” hali, 25/3 maddesinde ise; “...İşçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması.” hali düzenlenmiştir. Söz konusu hallerin ortaya çıkması halinde iş sözleşmesi bir hafta süre ile askıda kalmaktadır.
İşveren açısından zorlayıcı nedenlere örnek olarak; işletmenin faaliyete ara vermesine, geçici olarak kapanmasına yol açan ekonomik teknik zaruretler, yangın, deprem ve su basması gibi doğal afetler gelmektedir.31
Ancak söz konusu olan zorlayıcı neden bir haftayı aşar ise fesih için haklı neden oluşmaktadır. Ancak sözleşme feshedilmediği sürece, askı hali devam etmiş sayılacaktır.
Şu halde işçiyi geçici ifa imkansızlığı içinde bırakan bir zorlayıcı durum yoksa, askı hali meydana gelmeyecek ve işveren iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilecektir.32 Aynı durum işveren için de geçerlidir.
Söz konusu askı süresi içinde istisnai olarak ücret ödenecektir. Bu süreler için ne kadar ücret ödeneceği İşK. md. 40’ta belirlenmiştir. Söz konusu hükme göre; “24 ve 25 inci maddelerin (III) numaralı bentlerinde gösterilen zorlayıcı sebepler dolayısıyla çalışamayan veya çalıştırılmayan işçiye bu bekleme süresi içinde bir haftaya kadar her gün için yarım ücret ödenir.” denilmekle ücret miktarı kanunda belirlenmiştir.
5.5 Gözaltına Alınma ve Tutukluluk Hali
Gözaltına alınma ve tutukluluk hali İşK. md 25’te hükme bağlanmıştır. Söz konusu madde metnine göre; “...İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17 nci maddedeki bildirim süresini aşması...” halinde söz konusu süre içerisinde iş sözleşmesi askıda kalacak, ancak bildirim süresinin aşılması halinde işveren tarafından iş sözleşmesi haklı nedenle feshedilebilecektir. Ancak feshin kullanılmadığı zaman içerisinde iş sözleşmesinin askı halinin devam ettiği muhakkaktır.
5.6 Grev ve Lokavt
Grevi, işçilerin bir daha o işyerinde çalışmamak için değil, toplu iş sözleşmesinin yapılması esnasında ortaya çıkan uyuşmazlıkları kendi lehlerine çözmek amacı ile yapmış oldukları bir ekonomik baskı uygulaması olarak tanımlayabiliriz. Grev işçiler için AY. İle güvence altına alınmış olmakla beraber işe devamsızlığı da meşru kılan bir nitelik taşımaktadır.33 Grev ve lokavt hakkındaki düzenleme 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda düzenlenmiştir. TİSGLK md. 42’ye göre; “Kanuni bir grev kararının alınmasına katılma, böyle bir kararın alınmasını teşvik etme, böyle bir greve katılma veya böyle bir greve katılmaya teşvik etme sebebiyle bir işçinin hizmet akti feshedilemez.
Kanuni bir greve katılanlar ile 38 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca işyerinde çalışmayı arzu edip işveren tarafından çalıştırılmayan işçilerin hizmet akitlerinden doğan hak ve borçları,grevin sona ermesine kadar askıda kalır.
Kanuni lokavta uğramış olan işçilerin hizmet akitlerinden doğan hak ve borçları, lokavtın sona ermesine kadar askıda kalır.
İşveren, grev ve lokavt sebebiyle akdi ilişkileri askıda kalan işçilerin grev veya lokavtın başlamasından önce işleyen ücretlerini ve eklerini mutad ödeme gününde ödemek zorundadır. Ödemeyi yapacak personel de bu hususta çalışmaya mecburdur. Aksi halde 40 ıncı maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.”
Grev ve lokavt süresince hizmet akitleri askıda kalan işçilere bu dönem için işverence ücret ve sosyal yardımlar ödenemez, bu süre kıdem tazminatı hesabında dikkate alınamaz. Toplu iş sözleşmelerine veya hizmet akitlerine bunların aksine hüküm konulamaz.
Grev ve lokavt süresince işçiler Sosyal Sigortalar Kanununun ilgili hükümlerinden yararlanmaya devam ederler.”
Söz konusu maddeye göre yasal bir grev ya da lokavtın uygulanması halinde, iş sözleşmelerinden doğan hak ve borçları grev ya da lokavtın bitmesine kadar askıda kalacaktır. Askıya uğrayan iş sözleşmesi değil, sözleşmeden doğan temel edimler yani çalışma ve ücret ödemedir.34 Ancak şunu önemle belirtmemiz gerekir ki temel edimler askıda kalsa bile yan edimlerin devam edeceği muhakkaktır.35 Yan edimlere örnek olarak işçinin itaat borcu ve sadakat borcu ile işverenin işçiyi gözetme borcunu örnek olarak verebiliriz. Ancak bu konuyu daha sonra inceleyeceğimiz için ayrıntılı bilgiyi sonraki bölümlerde vereceğiz.
Madde metni sadece greve katılan işçilerin sözleşmelerinin değil, greve katılmayıp işyerinde çalışmayı arzu edip işveren tarafından çalıştırılmayan işçilerin sözleşmelerinin de askıda kalacağını hükme bağlamıştır.
Grev ya da lokavt yani askı süresince süreli fesih bildiriminde bulunulabilir ancak bu süreler askı hali bittikten sonra işlemeye başlayacaktır.36 Hatta bu ihbar süreleri grev ya da lokavttan önce yapılmış olsa dahi askı süreleri içinde ihbar süreleri işlemez ancak askı süresinin bitiminden sonra kaldığı yerden devam eder. Ayrıca grev ya da lokavt esnasında sözleşmenin peşin parayla feshine imkan tanınmamalıdır.37 Ancak grev/lokavt esnasında haklı nedenle feshe neden olabilecek bir nedenin varlığı ortaya çıkmış ise yahut belirli süreli iş sözleşmesinin bitim tarihi askı sürelerine denk gelmiş ise sözleşmenin son bulacağı açıktır.
Grev/ lokavtın sona ermesinden sonra işverenin işçiyi işe başlatması zorunludur. Aksi halde işveren temerrüde düşmüş sayılacaktır. Aynı şekilde işçilerinde askı süresi sona erdikten sonra işe başlamaları gerekmektedir. İşe başlamazlar ise işçinin temerrüdü ortaya çıkacaktır. Bu halde işveren işçileri haklı nedenle işten çıkarabilecek ve yerlerine yeni işçi alabilecektir.38
İşçinin grevin başladığı tarihte hasta olması ya da iznini kullanması nedeniyle işe gelmemesi halinde greve katıldığı varsayımının oluşması doğru değildir. Bu halde işçiyi grevci olarak düşünemeyiz. Ancak işçinin işe gelememesini haklı kılan hallerin sona ermesinden sonra işe gelmemesi halinde işçiyi greve katılmış saymamız gerekmektedir.39
Söz konusu maddede işçilere söz konusu süreler içinde ücret ve ikramiye, prim, taşıt parası gibi sosyal yardımların ödenmeyeceği açıkça belirtilmiştir. Ancak kanun metninde grev/lokavt sonunda dahi askı süresinde işlemiş olan ücret ve sosyal yardımların işverence ödemeyeceğini düzenlemiştir. Buna rağmen işverence bu tür bir ödeme yapılmış ise BK. md 62 gereği işverenin bu ödemeyi hataen yaptığını ispat etmediği sürece geri alamayacaktır.40
Grev ve lokavtta askı süresi çalışılmış süre olmayacağı için işçilerin yıllık ücretli izin alacaklarının hesaplanmasında askı süreleri göz önünde bulundurularak, ücretli izin alacaklarının doğumunu sağlayan yıllık çalışma süresinin gerçekleşmesini de geciktirirler.41
Ancak önemle belirtmeliyiz ki yukarıda açıklanan askı halleri sadece yasal grev ve lokavt halleri içindir. Yasadışı olarak yapılan grev ve lokavtta, askı süreleri oluşmayacak, iş sözleşmesi feshedilebilecektir.