Realist_17
03-04-2008, 21:34
Vatandaşlar bilmelidir ki, inanç ve düşünce özgürlüğü vardır. Ama, işin sonunda bunlar sınırsız değildir. Kişi özgürlüğü karşısında kişilerin tümünün kurduğu ve dayandığı bir de devlet vardır. devletin de istekleri ve egemenliği vardır. Kişilerin özgürlüğünü saklamakla yükümlü olan insanların, öte yandan devletin istek ve egemenliğinin felce uğramamasına çok özen göstermeleri gereklidir.
Kişilerin özgürlüğü, devletin egemenliğine ve isteklerinin saklı bulundurulmasına bağlıdır. Devletin istekleri felce uğratılmış olursa kişilerinin özgürlüklerini koruyacak hiçbir güç ve araç kalmaz.0nun içindir ki, özgürlüğü sadece bir yanlı değil, her iki yönden düşünmek gerektir.
Vatandaş olan kişiler kendi özgürlüklerinin bir bölümünü seve seve, gerekli görerek devlete aslında vere gelmişlerdir. Devlet kendine özgü olan istekle kişisel özgürlüklerin bir bölümüne gene o özgürlükleri sağlamak için sahip olur. Yeter ki devletin buyrukluğu ulusun genel mutluluğu ve refahına ve vatandaşa özgürlüklerinin sağlanmasına harcanmış olsun.
Vatandaşlarda bu güven oluştuktan sonra, kişilerin kurdukları devletin güç ve yetkisini korumak için vatandaşlara düşen görevler vardır. Bu arada memurlara özellikle de yargıçlara yönelen görev büyüktür, Yargıçlar vatandaşların özgürlüklerini ayrıcalı tutmayı düşünürken devletin yetkisinin gerçekten korunmuş kalmasını göz önünde tutmalılar ve özen göstermelilerdir. Tersi düşünülürse kendilerine emanet edilmiş olan görevi yerine getirmede kusur etmiş olurlar.
Aynı konuşmanın aslı:
Vatandaşlar bilmelidir ki vicdanî ve fikri hürriyet vardır. Fakat, nihayet, bunlar namahdut değildir. Ferdî hürriyet karşısında, fertlerin heyeti umumiyesinin kurduğu ve dayandığı bir de Devlet vardır. O devletin de iradesi ve hâkimiyeti vardır. Fertlerin hürriyetini mahfuz tutmakla mükellef olan insanların, diğer taraftan, Devletin de irade ve hâkimiyetinin meflûç bir hale gelmemesine çok dikkat etmeleri lâzımdır. Fertlerin hürriyeti, Devletin hâkimiyet ve iradesinin mahfuziyetine vabestedir. Devlet iradesi meflûç olursa fertlerin hürriyetine muhafaza edecek hiç bir kuvvet ve vasıta kalmaz. Binaenaleyh, hürriyeti yalnız bir taraflı değil, her iki taraftan düşünmek lâzımdır.
Vatandaş olan fertler kendi hürriyetlerinin bir kısmını seve seve, lüzumlu görerek Devlete zaten devretmişlerdir.
�Devlet kendine hâs olan irade ile ferdî hürriyetlerin bir kısmına, gene o hürriyetlerin temini için sahip olur. Yeter ki Devlet hâkimiyeti, milletin refah ve saadeti umumiyesine ve vatandaş hürriyetlerinin teminine masruf olsun.
Vatandaşlarda bu emniyet hasıl olduktan sonra fertlerin kurdukları Devlet kuvvet ve otoritesini masun bulundurmak için vatandaşlara terettüp eden vazifeler vardır. Bu meyanda memurlara ve bilhassa hâkimlere teveccüh eden vazife büyüktür. Hâkimler vatandaşların hürriyetini mümtaz tutmağı düşünürken Devlet otoritesinin hakikaten masun kalmasına dikkat ve riayet etmelidirler. Aksi takdirde kendilerine tevdi edilmiş olan yüksek vazifeyi ifada kusur etmiş olurlar.
Kişilerin özgürlüğü, devletin egemenliğine ve isteklerinin saklı bulundurulmasına bağlıdır. Devletin istekleri felce uğratılmış olursa kişilerinin özgürlüklerini koruyacak hiçbir güç ve araç kalmaz.0nun içindir ki, özgürlüğü sadece bir yanlı değil, her iki yönden düşünmek gerektir.
Vatandaş olan kişiler kendi özgürlüklerinin bir bölümünü seve seve, gerekli görerek devlete aslında vere gelmişlerdir. Devlet kendine özgü olan istekle kişisel özgürlüklerin bir bölümüne gene o özgürlükleri sağlamak için sahip olur. Yeter ki devletin buyrukluğu ulusun genel mutluluğu ve refahına ve vatandaşa özgürlüklerinin sağlanmasına harcanmış olsun.
Vatandaşlarda bu güven oluştuktan sonra, kişilerin kurdukları devletin güç ve yetkisini korumak için vatandaşlara düşen görevler vardır. Bu arada memurlara özellikle de yargıçlara yönelen görev büyüktür, Yargıçlar vatandaşların özgürlüklerini ayrıcalı tutmayı düşünürken devletin yetkisinin gerçekten korunmuş kalmasını göz önünde tutmalılar ve özen göstermelilerdir. Tersi düşünülürse kendilerine emanet edilmiş olan görevi yerine getirmede kusur etmiş olurlar.
Aynı konuşmanın aslı:
Vatandaşlar bilmelidir ki vicdanî ve fikri hürriyet vardır. Fakat, nihayet, bunlar namahdut değildir. Ferdî hürriyet karşısında, fertlerin heyeti umumiyesinin kurduğu ve dayandığı bir de Devlet vardır. O devletin de iradesi ve hâkimiyeti vardır. Fertlerin hürriyetini mahfuz tutmakla mükellef olan insanların, diğer taraftan, Devletin de irade ve hâkimiyetinin meflûç bir hale gelmemesine çok dikkat etmeleri lâzımdır. Fertlerin hürriyeti, Devletin hâkimiyet ve iradesinin mahfuziyetine vabestedir. Devlet iradesi meflûç olursa fertlerin hürriyetine muhafaza edecek hiç bir kuvvet ve vasıta kalmaz. Binaenaleyh, hürriyeti yalnız bir taraflı değil, her iki taraftan düşünmek lâzımdır.
Vatandaş olan fertler kendi hürriyetlerinin bir kısmını seve seve, lüzumlu görerek Devlete zaten devretmişlerdir.
�Devlet kendine hâs olan irade ile ferdî hürriyetlerin bir kısmına, gene o hürriyetlerin temini için sahip olur. Yeter ki Devlet hâkimiyeti, milletin refah ve saadeti umumiyesine ve vatandaş hürriyetlerinin teminine masruf olsun.
Vatandaşlarda bu emniyet hasıl olduktan sonra fertlerin kurdukları Devlet kuvvet ve otoritesini masun bulundurmak için vatandaşlara terettüp eden vazifeler vardır. Bu meyanda memurlara ve bilhassa hâkimlere teveccüh eden vazife büyüktür. Hâkimler vatandaşların hürriyetini mümtaz tutmağı düşünürken Devlet otoritesinin hakikaten masun kalmasına dikkat ve riayet etmelidirler. Aksi takdirde kendilerine tevdi edilmiş olan yüksek vazifeyi ifada kusur etmiş olurlar.