PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ATATÜRK'ÜN BİR ANISI Bir köylünün ATATÜRK'Ü TARİFİ


Realist_17
03-04-2008, 21:31
En ağır kelimesi, "ebleh" yerine kullandığı, "hebenneka" idi... Çevresinde dolanan kendi tabiriyle "hebennekalara" hiç tahammül edemez, kendini methedenleri ve yağcıları sevmezdi. Lafı uzatanların sözünü "Yani?" diyerek keser, bu sözü defalarca kullanır, herkese "çocuk" demeyi pek severdi.
Eli çok açıktı, herkese hediye vermeye bayılır, durup dururken, odasına çıkar ve o çok özel, seçkin, şık eşyalarını sofradaki dostlarına seve seve dağıtır, kimine kravat, kimine gömlek, hatta kimine kürk hediye ederdi. Sofradakiler bu özel hediyenin değerinden çok, Atatürk'ten hatıra aldıkları için sevinç duyardı.
Bir keresinde doktoru Neşet Ömer Bey'e kürkünü hediye etmiş, kürk büyük gelip yerlerde süründüğü halde, doktorun nezaketen;
"Aman Paşam, tam bana göre, üzerime biçilmiş gibi efendim. Çok teşekkür ederim!" deyişi, pek hoşuna gitmiş, kahkahalarla gülmüştü.
Fevkalade renkli bir kişiliği vardı... Bir yanda, erleriyle sigara içip sohbet eden, köylüyle ayran bölüşen, şekerli kahve içen, kurufasulye seven, fal baktıran, gecelik entarisi giyen, bağdaş kuran, rugan terlikli sade bir vatandaş... Öte yanda, arkadaşlarıyla sokaklarda korumasız yürüyen, Lebon’a pasta yemeye, Rejans’a Borç çorbası, Vefa’ya boza içmeye giden, aklına eseni yapmayı seven, özgür ruhlu bir entelektüel...
Ya da, gramofonunu başucundan ayırmayan, vals ve tangoya bayılan, balolarda gençkızların en gözde kavalyesi olan, bir salon adamı...
O’na Sarı Paşa derlerdi... Kararlı bir devlet adamı sertliğine ve cesur asker kişiliğine rağmen, özel hayatında çok romantik ve duygusaldı...
Belki de, küllenmemiş aşklarıyla, geçmişe özlem duyan, sık sık gözleri dolan bir adamdı... Selanik’teki çocukluk aşkını ve Fikriye’yi asla unutamadı ama başka aşklar da yaşadı... O’na neredeyse dönemin bütün kadınları aşıktı...Kadınlar, gazeteden kestikleri fotoğrafını, göğüslerindeki madalyonlarda taşırdı... O genç kızlar için, hayal edip özledikleri ve bir türlü ulaşamadıkları beyaz atlı bir prens, mavi gözlü çok yakışıklı bir zabit, rüyalara giren bir masal kahramanıydı...
O’nu çoğu kez, kahraman bir asker, başarılı bir devlet adamı, kararlı bir devrimci, cesur bir ihtilalci, çağdaş bir halkçı, ender rastlanan bir deha, şık giyinen, yakışıklı bir lider fotoğrafı olarak tanıdık, sevdik, hatırladık .....
Oysa O, bütün bu olağanüstü değerlerinin arkasında gizlenen, utangaç, zarif, duygulu, seçkin zevkleri ve sanat tutkusu olan, milyonların arasında, kendi tenhalığını için için yaşayan bir yalnız adamdı.
Kimi zaman acı, kimi zaman hasret çeken, kimi zaman ağlayan, kimi zaman pişmanlıklarla sarsılan bir yalnız adam...
O, bir tabuydu; Türk milletinin Ata'sı, kurtarıcısı, kahramanı, Cumhuriyet'in mimarıydı. Milyonlarca seveni, uğruna öleni, yoluna baş koyanı vardı ama, O; çok yalnızdı... Ömrünü halkına adadı, yüreğinde hep acıyı taşıdı, özel hayatında ıssızlığı yaşadı... Aşklarını içine gömdü, baba olamadığı için çok üzüldü ve yalnız yaşayıp, yalnız öldü...
Ama, bazen de hassisliği tutardı. Milli Mücadele yıllarında, kalpak giyilirken, yakın arkadaşları Salih Bozok ve Kılıç Ali'ye birer kalpak hediye etmek istemiş, gardırobundaki onbeş-yirmi tane zarif kalpağı tek tek arkadaşlarının başında prova ettirdikten sonra, kalpaklarını geri almış;
"I-ıh... Veremeyeceğim... Bunların hepsinin ayrı bir zevki var, kusura bakmayın, kalpaklarımdan vaz geçemeyeceğim. Hepsini çok seviyorum" diyerek, kıyıp hediye edememişti.
O gün Kılıç Ali'nin nasibine kalpak yerine kravat, Salih Bozok'a ise, burnu örülmüş bir çorap düşmüştü... Bu, Mustafa Kemal için, yakın arkadaşlarına ara sıra yaptığı muzipliklerden biriydi...
Özgür ruhuyla, bazen ortalardan kaybolmak ister, bir sade vatandaş gibi yaşamanın özlemi ve heyecanıyla, otomoblinden inip, hareket etmek üzere olan trene atlar, tramvaya binip Beyoğlu'na çıkar, aklına esti mi, türkü söyler, coştu mu zeybek oynar, erleriyle güreş tutar, geceyarısı mutfağa inip aşçısıyla omlet, ya da yakınlarının pek sevdiği, menemene benzer bir yumurta yemeği yapardı...